10 Nisan 2009 Cuma

Koş Ankara, koş!


Şimdi ben bir gün önceki ağır Pilates’in üstüne Sculpture yapacağım. Obama yorgunluğunu, hamlığını atmaya kararlıyım üzerimden. Ama o ne? Pilates’te harikalar yaratan vücudum, Sculpture’da dökülüyor. Esra’nın temposuna yetişmek ne mümkün. Karnım ağrımıyor, acıyor. Bıraksalar da yerde sürünsem. Olmuyor, ne yapsam olmuyor… Ben bitik durumdayım. Ama Renewa’nın ciddi vücut yapmış kızlarından sarışın güzel, mutlu mutlu gülümsüyor bana. Dayanmamı istercesine, arzuyla bakıyor. Üstüne, daha yeni Pilates’ten çıktığını, Sculpture’dan sonra da Spinning’e gireceğini söylüyor. Biliyorum, en sonunda güzelce yüzüp günlük sporunu tamamlıyor. Öldürmeli miyim seni güzel kadın, yoksa sen böyle hepimizi motive etmek için ortalıkta mı dolaşmalısın? Daha kararımı vermedim ama icabına bakacağım! Yine de zaman ilerledikçe sempatim artıyor sana. Kızgınlıkla karışık bir sempati. Bu da, en can alıcısı değil mi sempatinin…

Dört, yoksa beş mi. Beş katlı otopark nerdeyse ağzına kadar dolu. Ankara’nın bu en bilindik spor salonu Renewa’ya giden, bütün ahalinin işi gücü bırakmış spor yaptığını düşünüyor. Gel de gaza gelme. Acemi şoförlüğümden bir türlü kurtulamadığımdan en uygun park yerini ararken, bir yandan da araba plakalarını tarıyorum. Vay, vay, vaaay… Kimler de burada efendim. Resmi plakalardan tutun, ecnebi plakalarına varana kadar. Hep aynı yerde, aynı güzel motorsiklet. Bak, bak, adamın teki tank gibi arabasıyla iki arabalık yeri paşalar gibi kapmış. Kulağında telefon, elinde dosyalar ama sıkı sıkıya da sarıldığı spor çantası, bir beyefendi iniyor arabadan. Şoförü onu güzelce salona bırakıyor. Kreşe bırakılan çocuklar gibi. Şansa bak. Seni de kıskanıyorum be adam. Ben park yeriyle cebelleşirken, sen çoktan üstünü başını giyinmiş, sporuna başlamış olacaksın!

"Tesis doldu, taşıyor". Bir yakınmaca, bir yakınmaca. İnsanlar, sıra bekliyor kardiyoda. Sonra bir öğreniyorum Renewa’nın, bu Ankara güzeli yerin üye sayısı 2 bin 700’ü aşmış. Benim ısrarım sonrasında göbeğini eritmeye karar vermiş, yakışıklı bir arkadaşımın 5 yıllık üye olduğunu, bunun için de 8.5 milyarı gözden çıkardığını hatırlıyorum. Değer mi değer. Daha yakışıklı olacak, fena mı? Tesisin üst düzey yöneticisi sevimli beyefendi, kalabalığa çare arayışının başladığını söyleyip, rahatlatıyor öf-pöf içindeki yakınmacı kızları. Canım, yakınmayın işte. Bekleyin sıranızı, yapın sporunuzu. Ben mi? Ne yakınması ! Bütün Ankara’nın koştuğunu, aletlerin dolu olduğunu, etrafımda ideal erkek ve kadın modunda gezen tipleri gördükçe göğsüm kabarıyor. “Koş Ankara, koş” diyorum içimden. Dışarıda onca telaş, onca eziyet, onca kıyamet varken, burada hayatın akması ne güzel. İnsanın, hayata akması ne güzel. Bir deeee, Pilates üstü Sculpture, üstüne de Spinning yapabildiğim zamanlarda eminim daha güzel olacak.

Hiç yorum yok:

Öne Çıkan Yayın

Aradığınız sakinliğin adresini veriyorum : Göynük

Kaçıp, gitme dürtüsünün içimizi günde milyon kez yokladığı, dahası içimizi zonklattığı dönemler bunlar. Hep bir mayhoşluk, hep bir serse...