3 Temmuz 2009 Cuma

Kriz içindeki resepsiyonlar


Dünya dört bir koldan çözüm arıyor ama tünelin ucu ne yazık ki görünmüyor. Ekonomik kriz, aldı başını gidiyor. Ankara'daki görkemli kutlamalar, törenler, resepsiyonlar, yıldönümleri son buldu. Kim renkli bir tören yapmaya kalkışsa 'bütçe duvarı'na çarpıyor.

Kraliçe Elizabeth'in doğumgününü milli gün olarak kutlayan İngilizler, bu yıl onlarca çeşit ve bollukta yemek, meyve, tatlı sunamadı davetlilerine. Kendi ülkelerinden bir şarkıcıyı getirip, İncek'teki görkemli rezidans bahçelerinde milli gün kutlaması yapan Kanadalılar, bahçeyi dolduran onlarca davetliyi aç bıraktı. İngiliz ve Kanada bahçelerinde aç kalan diplomatların, gazetecilerin, siyasetçilerin hem gözünü hem de karnını doyuran İsveç oldu. AB dönem başkanlığını alma onuruna büyükelçilik bahçesinde özel bir İsveç aşçısının elinden çıkma zengin balık menüsü sunan İsveç büyükelçiliği, 6 aylık dönem başkanlıkları boyunca cömertlikten geri durmayacağa benziyor.

Peki, ya Amerika'ya ne demeli. Krizi en çok onlar yaşıyor, onlar hissediyor. Bağımsızlık günü kutlaması için akın akın ABD Büyükelçiliği'ne koşan Ankara'nın 'high society'si büyük düş kırıklığı yaşadı. Tüm Ankara'nın büyükelçilik bahçesine nasıl akın ettiğini, kapıda nasıl uzun kuyruklar oluşturduğunu, Altan arkadaşımın kamerasından çıkan yukarıdaki fotoğrafta göreceksiniz. "Hilal, yaz bak" diye isyan eden diplomat ve siyasetçi tanıdıklarım dediği için yazmıyorum. Evet, ben de gözlemledim. Onlarca sponsor olmasına karşın, kimse Amerika'nın ne ünlü donot'larından yiyebildi ne de hotdog'larından. Patates'i bırakın, kokusu bile yoktu ortalıkta. Kalabalık müzik grupları coşturmadı güzelim büyükelçilik bahçesini. Aç kalmak bir yana, saat 21.00'i gösterdiğinde bahçeyi terketmek zorunda kalan davetliler, "Nerde, havai fişekler" diye soramadan edemedi. Kriz içindeyiz, kriz. Lale devri sona erdi. Haberiniz olsun.

1 yorum:

altan dedi ki...

Demek içeride fotoğraf çekecek mühim birşey yokmuş...Vah vah..!

Öne Çıkan Yayın

Aradığınız sakinliğin adresini veriyorum : Göynük

Kaçıp, gitme dürtüsünün içimizi günde milyon kez yokladığı, dahası içimizi zonklattığı dönemler bunlar. Hep bir mayhoşluk, hep bir serse...