2 Temmuz 2009 Perşembe

Ahmet Ümit, Elif Şafak ve Mevlana














Ben Orhan Pamuk'çuydum. Pamuk'un derin, dalgın, hülyalı ve kayıp satırlarından sonra Elif Şafak'ı okumaya her kalkıştığımda yavanlık hissine kapılırdım. Sonra bir baktım, herkesin elinde pembe kaplı bir kitap, hem de adı "AŞK". Gazete sayfalarında boy boy AŞK reklamları, kitapçılarda dizi dizi AŞK yığınları. "Noluyoruz kuzum" demeye kalmadı, yaşamın ve dünyanın en derin sularında hissederek dolaşmanın erdemliğine erişmiş yaşam koçum "Oku da bak, hem Mevlana var" dedi önce, sonra da eklemeden edemedi: "Kitabı Şafak mı yazmış, yoksa Mevlana mı. Hem insan, aynı kaynaktan esinlenen iki romancıdan hangisinin daha romancı olduğunu Şafak'la, Ümit'i ardı ardına okuyunca daha iyi anlıyor. Mevlana hikayesinde romancı Ahmet Ümit'tir.."

"Nice insanlar gördüm, üstünde elbise yok. Nice elbiseler gördüm, içinde insan yok"

Çarpılmayan, içi yarılmayan olabilir mi bu dizelerin üstüne. İslam ve tasavvuf dünyasında tanınmış Fars kökenli (kimi araştırmacıların iddialarına göre Tacik) şair, düşünce adamı ve Mevlevi yolunun öncüsü olan Mevlana Celal-ed-Din Muhammed Rumi'nin bunun gibi 25 bin 700 beyiti vardı dünyaca ünlü Mesnevi'sinde. Bunun anlamı binlerce AŞK'tı. Binlerce Mesnevi dizesinden bir tane duymuş, okumuş ama devamını getiremeyen için Elif Şafak, güzel bir derleme yapmıştı.

Mevlana'nın, Tebriz'li derviş Şems ile karşılaşmasından sonra AŞK'la yoğrulan hayatı bugün tüm dünyanın ilgi alanında. Bir de bu hayatın, kendi hayatımızla karşılaştırılması, mutsuzluklarımızın nedenlerine, varlığımızın anlamına gönderme yapılması, içinden çıkılmaz sorgulamalarımızın sonuca bağlanmasında yarattığı matematiksel formüller üretmesi var. İşte; Mevlana'daki düğüm de buradaydı. Hayatın sorgulamalarını, aşkın çeşitli hallerini, yokluğumuzu, hiçliğimizi, dağınıklığımızı Mesnevi'deki binlerce beyitten alıp bir düzene sokabilirdik ya da bu hissi yaşayabilirdik. Şafak da, böyle bir düzenleme yaptığı için takdiri hakediyor. Ama Ahmet Ümit, sadece Mevlana ile derviş Şems'in hayatına yaptığı göndermelerle kalmıyor, 700 yıl önceki hayatla bugünkü hayat arasındaki köprüleri ince ince kuruyor romanında. Mevlana'ya, Şems'e yeni bir elbise giydiriyor ya da giydikleri elbisenin içinde yaşayan insanı bize, kendimizin gözünden gösteriyor. Bizim soyutladıklarımız somut bir kimliğe bürünüyor. Romancı, "Aktarıcı değil romancıyım" diyor "BAB-I ESRAR" da...."

Her ikisi de okunsun, karşılaştırması yapılsın" diyen ben, bugünlerde her iki kitabın da izini süren bir sürü Avrupalı, Amerikalı olduğunu öğrendiğimde sevinçle doldum. Mevlana tabii ki yaşayacak ama Türk romancıları da "Yaşasın, yaşasın..YAZSIN"

3 yorum:

ayse keskalan dedi ki...

"Mazi, bir girdaptır. Farkettirmeden içine çeker. Halbuki, sana lazım olan, bir tek şu andır."

"Akılcı kararlar alıp, planlar yaparak hayatımızın akışını denetleyebileceğimizi sanıyoruz. Oysa balık, yüzdüğü okyanusu denetleyebilir mi ?"

"Kendi korkularını, önyargılarını başkalarına yansıtır ve onlarda gördüğünü sanır. Asıl yük budur. Zihnini zanla doldurmak, sonra da bunca ağırlığın altında ezilmek..."

Geç de olsa Mevlana'nın dünyasına kapıyı araladık Hilal'cim...

altan dedi ki...

Herkesten önce Mevlana....

ali turan dedi ki...

ben ce aşk daha iyiydi? ahmet ümit soğuk kaldı. elif şafak kurguyu daha iyi yapmış?

Öne Çıkan Yayın

Aradığınız sakinliğin adresini veriyorum : Göynük

Kaçıp, gitme dürtüsünün içimizi günde milyon kez yokladığı, dahası içimizi zonklattığı dönemler bunlar. Hep bir mayhoşluk, hep bir serse...