4 Temmuz 2009 Cumartesi

Taygan Abi'cim, nerdesin?

Şimdiye çoktaan karpuzu, kavunu dilimlemiştim. Tertemiz bir meyve tabağı yapmıştım. Tatlı tatlı, tadını çıkarıyorduk güzelim bir temmuz akşamının. Sen, gözlerini dikmiş bilgisayar ekranına, bir cin titizliğiyle tararken satırları, ben bana verdiğin haber ödevlerini gözden geçiriyordum uysal uysal. Ödevlerimi bitirmeden, haberleri doğru dürüst yazmadan kapıdan çıkıp gitmem yasaktı. Zaten, hiç gidesim yoktu ki, ofisten. Hararetle haberleri tartışır, arada bana dönüp "Kızım, siz sabah gündem toplantısında konuşmandınız mı bu haberleri nasıl toparlayacağınızı" sözleriyle başlayan sert çıkışlarının ardından, 'büyük gazetecilik' dedikodularına girerdik. "Ama Taygan Abi" dememe hiç meydan vermeden, bana saatlerce üzerinde uğraştığım bir haberi yeni baştan yazdırırdın. Şimdiye çoktaaan o haberin üçüncü versiyonunu bitirmiştik.

Beni kızdırır, sonra bir ara 'çok iyi gazeteci olacaksın da, bir fırsat verseler' deyip güldürür, bir bira içmemin ardından da "Mezarlıklar, manşet yazan gazeteci dolu" çıkışı yapar hüzne boğardın. Şimdiye çoktaaan, doyumsuz bir gece nöbetinin giriş bölümünü tamamlamış olurduk. Saatler 21.41'i gösterdiğine göre, benim de senden izinsiz ofisi terkedemeyeceğime göre, gazete de henüz basılmamış olduğuna göre yeni bir haber yazabilirdik. "Yine mi haber" isyanındaki ben, senin buzla serinlettiğin rakından bir yudum alışını gördüğüm andaki hayranlığımla, içimdeki isyanı bastırır, "Tamam Taygan Abi, yazarım ben bir daha" çığlığı bile atardım.

Üff yaa, Taygan Abi nerdesin! Niye şimdi bu gece nöbetini sensiz tutuyorum ve niye bu nöbetin hiç tadı tuzu yok. Sanki sen varmışsın gibi yaptığım her numara boşa çıkıyor. "Telefon çalsa, koşsam heyecanlansam" diyorum, ofisteki ürkünç sessizliğe çarpıyorum. Kebap 44'ten tavuk şiş söyledim, çok yavan. Senden sonra, tuzlu fıstıklarla nöbet hiç geçiremedim zaten. Hepsi çok bayat çook..! Bak, senin dediğin gibi yaptım, haber ajanslarını kontrol ettim bir bir. Tek satır göremiyorum, haber değeri taşıyan. "Yoksa, ben yorgun muyum?". Sana da sorardım böyle. Sen "Sabah uyandığında koşa koşa gelirsin" dalganı yayar üzerime, yorgunluğumu zehirlerdin. "Sen olmadığında, ben nasıl nöbet tutacağım" sorumun üzerine beraber kafa yorduğumuzda, sonuca sen ulaşmıştın. Demiştin ki; "Ben olmadığımda, sen olacaksın."

Taygan Abici'm. Burdayım ve seni çoook özlüyorum. Merak etme, Radikal'in tüm hatıralarını da yazacağım, hem de bir bir. Hatıralarımızı yaşatacağım. Bana bir satır öğretenlerin ardından özlemle, saygıyla eğileceğim, tıpkı bu gece olduğu gibi. Taygan Abi'cim, "tamam, tamam uzatmayacağım", ölümünle uğraşmayacağım.

4 yorum:

ayse keskalan dedi ki...

Taygan Abi'cim yaaa... o başka dünyadan bi insandı bence... nur içinde yatsın...

altan dedi ki...

İŞTE BU...ÖLÜMÜN ARKASINDAN "SÖZ EDİLEN BİRKAÇ CÜMLE". HERKESE NASİP OLMAZ BÖYLE GÜZEL SÖZCÜKLER. ADAM GİBİ ADAMLARA YAZILIR.
NE YAZIKTIR Kİ! ARTIK ADAMLAR AZALIYO...

medikus dedi ki...

Ne güzel bir yazı olmuş, keşke hiç yazılmasa dedirten... Başınız sağolsun

Adsız dedi ki...

sen yokken orijinal demokrasi geldi, bir değil beş değil 40 tan fazla emekçiyi attılar bu gazeteden. köşe yazarlarımız köşede çelme takmak için her daim bekleyenlerle doldu. 1 mayısta meydanlarda gördüğümüz arkadaşlarımız aydın doğandan çok aydın doğancı oldular. sen yokken, bu gazete ne manşetler attı... neler oldu bu gazetede de, biz safi eğlenmeyi içmeyi özledik. biz seninle direnmeyi, ses çıkarmayı özleyenleri şimdilerde pek göremiyoruz...

Öne Çıkan Yayın

Aradığınız sakinliğin adresini veriyorum : Göynük

Kaçıp, gitme dürtüsünün içimizi günde milyon kez yokladığı, dahası içimizi zonklattığı dönemler bunlar. Hep bir mayhoşluk, hep bir serse...