15 Ekim 2009 Perşembe

You're so beautiful in NEWYORK


Efendimmmm.....geldik New York’a. Büyük elmayı ısırma yarışı başladı. Ne kadar yorgun, ne kadar uykusuz olursan ol New York’ta gözlerini kapatmak haram gibi. Ne de olsa Sinatra’nın hiç uyumayan şehrindeyiz. Sıkıysa otele gidip de uyu. Hayırrr!

Nereye gidiyoruz önce ? Işıkların tadını çıkarmaya. Manhattan’ın tam ortasındaki 6 gökdelenden oluşan 259 metre uzunluğundaki Rockefeller Center’ın tepesine çıkacağız. Denver’dan alışkınız zaten yükseklere. Çıkıp da saçlarını dağıtmayan, rüzgarda sallanmayan ne olsun...Geziyi yarıda bıraksın...Hayırrr! Girişteki, Tevrat’tan alıntı yazıyı okuduk bir kere: “wisdom and knowledge shall be the stability of thy times.”

Nedir bu ? Tevrat’ta devamı şöyle gelir: "and he will be the stability of your times, a wealth of salvation, wisdom and knowledge; the fear of the lord is his treasure." (isaiah 33:6 ) Türkçe’sini size şöyle çeviriyorum: “yaşadığınız sürenin güvencesi O’dur. Bol bol kurtuluş, bilgi ve bilgelik sağlayacak. Halkın hazinesi, rab korkusudur.” Yaaaaa....Allah’tan korkmayan, onun yarattığı hayatın tadını çıkarmayan taş olsun. Zaten yazının anlamını anlatan sevgili Amerikalı bekçimiz de, yazının Pagan bir tanrının duruşuna eşlik ettiğini söylüyor. Dünya akıl ve bilgidir. Aklın ve bilginin tanrısı olmayı başarabilirsen, varsın....Yaniiiii,,,,bol bol yaşa,,,hayat varken....Öyleyse içeriye buyrun...

Kafanızı kaldırdığınızda gökyüzünün boşluğunu görebileceğiniz bir camla çerçevelenmiş asansöre bindiğimizde sanırım 75 kat birden tırmandık. Sonrasında da basamaklar, basamaklar....Anlamı: Hayatta herkes tırmanacak, tırmanacak !
New York’u, ışıl ışıl yanan bu kenti Rockefeller Center’ın tepesinden izleyip de, gözümüzün, gönlümüzün yaptğı ışık banyosundan sonra kesin efsunlandık. Yani, bir daha kimse bizim ışığımızı alamayacak. Tanrının kutsal ellerine bir kez daha, bir kez daha sevgiyle dokunduk. Tabii, hiçbirimizin ilk gelişi değildi NewYork’a. İlk olmadığı gibi, son da olmayacak. Dünyanın deli gibi döndüğünü taaa derinden hissettiğiniz bu şehirde, bu ışıklı gecede, varolmanın dayanılmaz hafifliğini bir kez daaha hissedip de, sizinle paylaştığım için çok ama çok mutluyum.

New York sokaklarını, caz kluplerini, gece barlarını bilmem anlatmaya gerek var mı. Broadway’deki insan selinden geçip de, izlediğimiz ‘God of Carnage’nin komiik sarhoşluğuyla bir gece daha, bir gece daha. Gündüz katıldığımız gazetecilik ve insan haklarıyla dolu seminerlerimizin hıncını daha kaç gece çıkaracağız kimbilir ama bu şehir tüm uykumuzu alıp götürdüyse olan olmuştur...’Ay ışığında saçların, dalgalı denizler gibi ve sen canım bu gece daha güzelsin’ diye şarkı söylerdik bir zamanlar....Şimdi de söylüyoruz...New York ışıklarında daha güzelsin, güzelim, GÜZEL..

2 yorum:

mengene dedi ki...

Newyork gecelerinin özeti budur.. Robert de Niro usta da anlatır o geceleri: Fiji adalarında deniz yosunları yılda bir kez su yüzüne çıkar. Şehir ışıkları aynen öyle..

mehmetoguzeroz dedi ki...

Bu ne güzel bir anlatımdır, içindeki ruh ne kadar incedir. Greyhound otobüslerinin beni bıraktığı terminalden dışarı adımımı attığımda büyülendiğim doğru; ama bu güzellikte bir bakış açısı değildi bendeki.

Bir daha gitmeli, başka bir ruhu yakalamak için değişmek ve özgürleşmek için bir daha gitmeli...

Öne Çıkan Yayın

Aradığınız sakinliğin adresini veriyorum : Göynük

Kaçıp, gitme dürtüsünün içimizi günde milyon kez yokladığı, dahası içimizi zonklattığı dönemler bunlar. Hep bir mayhoşluk, hep bir serse...