12 Kasım 2010 Cuma

Ve Rahşan ve KKTC... Ey ruh, ey ruh !

AB, Türkiye’yle ilgili son ilerleme raporunda Türkiye’nin AB’ye üye olmasının nerdeyse tek koşulunun Kıbrıs olduğunu ilan etti. Haksızlık bu, çok büyük haksızlık diye günlerce uykusuz kaldım. Kıbrıs’ta, KKTC diye bir devletin varlığını hiçe sayıp, adayı temsilen Rum yönetimindeki Kıbrıs Cumhuriyeti’ni kendi üyesi yapan AB, adadaki Kıbrıslı Türklere ‘ölün, ne haliniz varsa görün’ gaddarlığıyla yetinmiyor bugün, Türkiye’ye de “KKTC’yi bırak, Kıbrıs’ı tanı” çağrısı yapıyor. Hey Allahım. Hani bizim memlekette aklı başında birini bulmak zordur ya, AB’de de aynısı. Kendini, uluslararası otorite gören 3-5 düdük adam yüzünden Türkiye, ‘KKTC kaç, Kıbrıs yakala’ oyunu oynayacak. Pek de sanmıyorum. 2011 seçimine koşan AK Parti yönetiminin AB’ye bir “1 minute” ayarı çekmesi an meselesidir. İyi de KKTC ne olacak, KKTC?

Avrupalılar, açıkça söylemeyi ısrarla reddederler. Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’dir KKTC’nin açılımı. 27. yaşını kutluyor. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin 1974’te adaya yaptığı ‘barış harekatı’nın sonrasında, ya ölüm ya istiklal denilmiş, binbir türlü pazarlıkla KKTC kurulmuş. Kısa, Kıbrıs siyasi tarihinin her satırında insanın tüylerini diken diken eden acı, ızdırap ve gözyaşı var. Ama bir gurur çıkıyor önünüze sonrasında dudaklarınız yanıyor o gerilimden. Harekatın işgal mi, yoksa barış amaçlı olduğu bile halen tartışmalı, gerisini ‘varın düşünün’ demiyorum. Mutlaka okuyun. 

Evet, KKTC 27. Yaşını kutluyor. Bu kutlamalara ne Avrupa’dan ne Amerika’dan ne de dünyanın başka bir yerinden katılım var. Kimse tanımıyor KKTC’yi. Ama yine de ‘yalnız ve güzel’ bir ülke değil Türkiye gibi. KKTC’nin arkasında Türkiye var. Hatta KKTC, Türkiye’yi güzelleştirecek güçte.

Haydi, kutlama resepsiyonuna gidelim. Bütün Türk ordusu, resepsiyonu ‘işgal etmiş’ esasen. Resepsiyon sahibi KKTC’nin Ankara Büyükelçiliği, heyecan içinde. Büyükelçilik Müsteşarı Hüsnü Duba’nın gözlerini hiç bu kadar pırıl pırıl görmemiştim. Ama çok kalabalık burası. Arkadaşım Servet, resepsiyon için giyinip süslenen onlarca kadının arasında kendini en çok etkileyen ismin Rahşan Ecevit olduğunu söylüyor. Ne kadar da haklı. Cumhuriyet’le aynı yaşta Rahşan Hanım desem, ‘olabilir’ der geçersiniz. Ama ‘efsana Karaoğlan Bülent Ecevit’ desem, içten içe gülümsersiniz. Kıbrıs barış harekatının kahramanıdır Karaoğlan, dilden dile anlatılır. Kocasını kaybeden Rahşan Hanım, ruhunu kaybetmemiştir. Olay da budur. Resepsiyon salonunda ince bir kuğu gibi süzülürken,pozitif ve sağlıklı görünüşüyle herkesi çarpmıştır. Süslenmek boşuna ey Türk gençliği,, ruh gerek bize ruh...

2 yorum:

oludeniz dedi ki...

Rahşan Hanım'ı ilk kez gördüm; ne yalan söyleyeyim son dönemdeki siyasal gelişmeler sebebiyle biraz önyargılıydım kendisine. Ancak dün görünce şaşırdım: yaşına göre inanılmaz dinç ve yüzünde pozitif enerji vardı. "Yüzünde bir masumiyet ve iyi bir insan olduğu" hissi hasıl oldu ben de...

Adsız dedi ki...

BİRBEN ERÇAKALLI

Ruh varsa tamam.. :) yazı da süper olmuş, eline sağlık..

Öne Çıkan Yayın

Aradığınız sakinliğin adresini veriyorum : Göynük

Kaçıp, gitme dürtüsünün içimizi günde milyon kez yokladığı, dahası içimizi zonklattığı dönemler bunlar. Hep bir mayhoşluk, hep bir serse...