13 Kasım 2009 Cuma

My first Reddaway story


Dün akşam İngiltere'nin yeni Ankara Büyükelçisi David Reddaway ile tanıştık. Yaşlı ama çok sevimli Reddaway'le buluşmamız, İngiltere Büyükelçiliği'nde önümüzdeki günlerde bir önceki büyükelçi Nick Baird döneminden daha neşeli, hoş ve verimli günler geçireceğimizin işareti gibiydi. Reddaway; gülümsemekten öteye geçemeyen, klasik İngiliz yorumlarına kendi yorumlarını katamayan Baird'in arkada kaldığını anımsatırcasına tüm sıcaklığıyla bizimle arkadaş olmak için çabaladı durdu. İki aydır Ankara'da bulunan Reddaway'in çoktan kendine yeni arkadaşlar edindiğine eminim aslında. Çünkü insana "Yaşın ne önemi var. Kalbime, ruhuma, enerjime bak. Pırıltı böyle birşey işte" dedirten cinsten enerjisi etrafa yayıldıkça yayılıyor.

Ben esasen Reddaway'in biraz farklı bir isim olacağını kendisi Ankara'ya gelmeden evvel aldığım haberlerle sezmiştim. Ankara'dan önce İrlanda'da görev yapan Reddaway, Ankara'ya gideceğini haber alır almaz "Atımla beraber gideriz. Atatürk'ün Ankara'sında şöyle bir keyif yaparız" demişti kendi kendine. Oldu da. Reddaway, Ankara'ya gelmeden güzelim atı geldi. O güzelim at için güzel bir ahır ayarlandı. Ankara'da; ya havaalanında konuk karşılayan ya özel ziyaretlerde trafik ve protokolle uğraşan ya da Türk Dışişleri Bakanlığı'nda rutin görüşmeler yapan İngiliz diplomatlar, bu sıkıcı işlerden bir an olsun kurtulabildi...Hem de Reddaway'in atı sayesinde. Atlardan da korkarım ben ama size söz, o atın üstüne binip, bir güzel fotoğraf çektireceğim. Reddaway'in bana bu kıyağı yapacağına eminim.

Tabii bir diplomat, İranlı bir hanım ile evli diye İran uzmanı olmuyor. İran'ın 'içi-dışı' oluyor. Reddaway de, İranlı bir hanımla evli: Roshan Taliyeh. Nasıl? Kulağa hoş geliyor değil mi bu isim. Size bir haber: Hem de tanıdık. Roshan Taliyeh, bir zamanlar yani ruhsuz-sönük-ışıksız Nick Baird'den önce Ankara'da görev yapıp da hepimizin kalbinde taht kuran, Türkiye sevgisini Bodrum'a yerleşmekle göstermekten çekinmeyen sevgili büyükelçimiz Peter Westmacott'un İran'lı eşi Suzie Westmacott'un çok yakın akrabası. Bu iki İranlı kadını, bu kadar şeker iki İngiliz'i bulup da evlendikleri için ayrıca tebrik ediyorum. Onların yerinde ben olsam, ben de ya Peter'la ya da David'le evlenirdim. İki adamda da ruh var, pırıltı var. Bildiğiniz soğuk İngilizleri çoktan aşmışlar.

Bu kadar dedikodu yeter mi? Maya geldi sordu bana. "Nasıl buldun David Reddaway'i" diye. "I love him" dedim. Pardon, galiba bu soru Giles'tan gelmişti. Herneyse. "Oooo...love haaa" diye de bir sıkıştırıldım. "Like değil, love kullanıyorum...." açıklamam tüm taraflar için iyi oldu. Maya da benim gibi mesela Miliband'ı seviyor. Obama'yı da. Obama is the first, Miliband is the second. Obama ve Miliband'in hem politik hem de erkeksi duruşuyla herkesi etkilediğini zaten biliyoruz. Bir de sadece politik duruşuyla insanları etkileyenler var. Örnek: Davutoğlu. Ben "Vaaaay,,,Evet, Davutoğlu hakkında da güzel yazılar çıkıyor. Etkileyici" derken, Davutoğlu'nun çoktan İngiliz entellektüellerinin gönlünü kazandığını öğrendim.

Evet, Reddaway de hoş, güleryüzlü ve sıcak. Türkiye ile ilgili kurduğu cümlelere bayıldım: "Türkiye'nin AB üyeliği bizim için de hayati önemde. Kıbrıs konusunda kararlı bir şekilde iyimseriz. Adada çözümü sonuna kadar destekleyeceğiz." Sonra, güzel güzel birasını yudumladı ve bir de şöyle konuştu: "Kapımız her zaman size açık. Tabii önce kapının zilini çalacaksınız." Hı? Şeker insan, ne dersiniz?

2 yorum:

ayse keskalan dedi ki...

Ben de at binmek istiyorum Hiloş. Beni de götür :)

altan dedi ki...

"E" Bende fotoğrafınızı çekimm.. yaaaaaaa :)

Öne Çıkan Yayın

Aradığınız sakinliğin adresini veriyorum : Göynük

Kaçıp, gitme dürtüsünün içimizi günde milyon kez yokladığı, dahası içimizi zonklattığı dönemler bunlar. Hep bir mayhoşluk, hep bir serse...