24 Kasım 2009 Salı

"Burası Ankara, ABD rezidansı..Hep birlikte internetteyiz" (1)


Türk Dışişleri Bakanlığı'nda çalışanların mesai saatlerinde facebook'a erişimi yasak. TRT'de de yasak. Sonra, devletin diğer tüm kurum ve kuruluşlarında. Internette en popüler paylaşım sitelerinden olan youtube üzerindeki yasak da, tam kalkmış değil ülkemizde. Kimi internet sitelerinin çoğunun da yok 'bölücülük propagandası yapılıyor', yok 'Atatürk'e hakaret ediliyor', yok 'darbe çalışmasından yana' diye de, ya Genelkurmay Başkanlığı ya da Başbakanlık tarafından 'öcü' ilan edildiğini duymayanınız kalmadı zaten. Oysa ki, insanımız dijital teknolojiye, iletişime ne kadar açık, ne kadar aç. Kimin umurunda?

Evet, Amerika'nın umurundasınız. Benim de umurumdasınız. Doğrusunu, yanlışını tabii ki tartışacaksınız. Ama önce bilgiye, birikime, mesaja ulaşmanız gerek. Ama bu yasak ortamında nasıl? Ne yapmalı, ne etmeli diyen Başkan Obama'nın seçim zaferinde facebook ortamının ne kadar etkili olduğunu hatırlatacağım önce size. İnternette bir adres hesabı bile olmayan George Bush'un aksine tam teşekküllü dijital bir 'yeni çağ insanı' olan Obama, facebook ortamını kullanarak rakiplerinden daha çok insana ulaştı ve başkanlık zaferini ilan etti. Bugün elinde süper bir Blackberry'si var. Beyaz Saray içinde volta bile atarken tüm dünyayla mesajlaşıyor. "Hillary sen bir git Ortadoğu'yu ziyaret et. Seni Çin'den arayacağım" diyor. Kahire'de milyonlarca müslüman insana seslendiği sırada, konuşma metni dünyanın en dip bucağındaki insanın önündeki bilgisayara anında düşüyor. Ahmedinejad, ülkesindeki yasaklar zincirini ne kadar sıkılaştırırsa sıkılaştırsın, Amerikan diplomasisi dijital ortamda neredeyse tüm İranlılar'a ulaşıyor. İran'daki blog yazarları, facebook kullanıcıları ülkelerinde olan biteni dışarıya rahatça aktarabiliyor. Amerikan Dışişleri Bakanlığı'nda özel 'dijital diplomasi' ekibi, dünyanın her yeriyle iletişimi artırmak için harıl harıl çalışıyor.

Nasıl? Böreğimi iyice yemiş miyim? Bu soruyu, hem bir gazete muhabiri hem de blogger olduğum için bana uzun uzun Amerikan diplomasisindeki 'dijital devrim'i anlatan Amerika'nın Ankara Büyükelçisi James Jeffrey'e soruyorum. Ankara'nın güzelim Çankayası'ndaki sıcacık rezidansında ben onu dinlerken, arada "Böreğini yedin mi bu arada" deyip, beynim kadar midemi de tok tutmaya çalışan Jeffrey'in hakkını nasıl ödeyeceğim. Tabii benimle paylaştıklarını, milyonlarca blog okuyucusuna, facebook kullanıcısına da ulaştırarak. "İletişim, paylaşım ve dijital medya. Bilgi, birikim, deneyim dolu blog sayfaları. Kaprisli editörlerden makas yememiş, yeniden yazılarak mahvedilmemiş röportajlar". Ne kadar da gözalıcı. Bundan böyle beni blog sayfamda daha yakından izleyecek Jeffrey'in, 'dijital medya'dan sözederken beni etkileyen en önemli cümlesini olduğu gibi yazacağım: "50 yıldır gazete okuyucusuyum ama hiçbir yeni medya ortamına kapılarımı kapatamam. Blackberry telefonumla rahat ve hızlı mesajlaşıyorum. İnternet ortamında yarattığımız ve sürdürdüğümüz diplomasi ile daha ve daha çok insana ulaşıyorum. Çok keyifli..."

"Hilal Hanım. Ne kadardır Radikal'de çalışıyorsunuz. Ben sizin haberlerinizi de dikkatle okuyorum"..Hem blogda yakından takipçim, hem de gazetede. Ben heyecanlıydım onunla konuşurken ama sanki onu daha çok heyecanlandırdım. "Tam 13 yıl" dedim. Amerika'nın 1950'lilerinin ünlü gazetecisi Edward Murrow adına düzenlenen burs programıyla Amerika'da bir ay kaldıktan sonra Ankara'ya yeniden döndüğümü söylediğim anda gözleri parladı ve hem de sevincini Türkçe "Ne güzzzelll, çok güzzelll" diye dile getirdi. 50 yıldır keyifle gazete okuyan ama teknolojiye kapılarını sonuna kadar açmış olan Jeffrey, bakın bakın şu yukarıda yazdığım 'dijital bilgiler'in yanısıra neleri paylaşarak beni daha nasıl heyecanlandırdı:

"Hepsinin yeri ayrı. İnternet, televizyon, gazete, radyo. Güzel bir yüzüm yok, o yüzden facebook'ta kişisel sayfa açmadım. Ama kızımın var. Bana, orada olup-biteni anlatıyor hep. Büyükelçiliğimizin İstanbul, Ankara ve Adana misyonlarının facebook sayfaları kullanımda. Bu sayfalar aracılığıyla her gün daha çok insana ulaşıyoruz. ABD Dışişleri Bakanlığı'nın facebook ortamında tam 130 ayrı sayfası var. Blog sayfalarımız, twitter hesaplarımız. Tüm çabamız, daha çok insanla görüşlerimizi paylaşmak, gençlerin Amerikan diplomasisi üzerindeki dikkatini hep canlı tutmak."

Güzel yüzünün olmadığını söyleyerek tabii ki alçakgönüllülüğünü ortaya koyuyordu Jeffrey. Evet o, güzel insan. Gençlerle sürekli diyalog halinde hem de internet ortamında. Sürekli tartışıyor, konuşuyor. Yıllarca Türkiye'de görev yaptı ama Türkçe'si için güzel değil mükemmel diyorum. Büyükelçilik personeline Amerikan halkının perşembe günü kutlayacağı Şükran Günü (Thankgiving- Aile Bayramı) yemeği vermeden önce benimle buluşup, perşembeden bir sonraki günü, yani cumayı da unutmadı. Cuma da tüm müslüman dünyasında olduğu gibi Türk halkının Kurban Bayramı var. Ve Jeffrey, bu yıl birbirinin peşi sıra gelen iki bayramı birleştirip, Türkçe mesajını da verdi. Buradan, blog sayfamdan Jeffrey'in tüm dünyaya Thanksgiving ve Kurban Bayramı mesajını olduğu gibi aktarıyorum..

"Ne güzel ki, bu sene de Amerikan Aile Bayramı ve Kurban Bayramı biraraya gelecekler ve onun için hayırlı olsun..."

Burası Ankara ama hepinize "Merhaba", hepinize iyi bayramlar. Özellikle de benim için dünyanın en özel insanlarının yaşadığı, dünyanın en güzel yerlerine: Happy Thanksgiving Botswana. İyi Bayramlar San Francisco. North Carolina, Colorado, Washington, New York, Oslo, Latvia, Kosova, Prag, South Africa, London, Arnhem, Paris, İstanbul....

(Not: Jeffrey'le söyleşimizin daha başka ayrıntılarını sizinle paylaşmaya devam edeceğim. Börekten yemeye devam...)

4 yorum:

ayse keskalan dedi ki...

yeniliklere açık olan, değişime ayak uyduran her zaman kazanıyor..... ellerine sağlık arkadaşım, atlattın yine herkesi ;))))

altan dedi ki...

Evetttt, hep birlikte DEĞİŞİYORUZ...Bu güzel röportaj için çok sağol Hilal. 2. bölümü sabırsızlıkla bekliyoruz. We LOVE OBAMA...We love Hilal's blog page,Hilal's Notes

İlhan dedi ki...

Bizi yönetenlerden kimin Blackberry'si var, merak ettim şimdi. Siz şimdi kesin biliyorsunuzdur, Hilal Hanım...

STREAM - CT dedi ki...

Hilal Hanım,

Nasıl oldu bilmiyorum. My Stream'a girdim sizin sayfanız çıktı.
Börekli yazınızın bölümlerini okudum.
Hem yazınız beğendim ve hemde yazınızdan öğrendüklerimle, Büyükelçi Sayın James Jeffrey'i bıraz daha yakından tanımış oldum.

Bunun dışında, bir satırı okurken; "GAVUR KIZ" demek içimdem geldi. Zaten blog resminizi ilk gördüğümde de aklıma bu deyim gelmişti.

Siz bilirsinizde, bilmeyenler için, bu "GAVUR"un anlamı, başkalarının göremediği ayrıntıları gören, yada biraz belki kaba deyim olan "Fettan"ın (Yeni bu fettan'da sözlük anlamında değil-:)) daha ileri zekalısı... ve ondan üstün, hakkını vereni.

...ne ise, bir seferlikte olsa size "GAVUR KIZ" diyebilir miyim?

Cafer

Öne Çıkan Yayın

Aradığınız sakinliğin adresini veriyorum : Göynük

Kaçıp, gitme dürtüsünün içimizi günde milyon kez yokladığı, dahası içimizi zonklattığı dönemler bunlar. Hep bir mayhoşluk, hep bir serse...