26 Kasım 2009 Perşembe

Jeffrey'in BAYRAM böreği.......Interview with American Ambassador Jeffrey(3)


Gelelim börek meselesine… Kendi kültürünü ve geleneğini yüceltirken, farklı kültürlerin de keyfini saygıyla çıkarmayı kendine prensip edinmiş Amerikan’ın Ankara Büyükelçisi James Jeffrey’le röportaj için rezidansa gittiğimde, beğendiğim en güzel köşeye kuruldum. Yanımdaki tarihi masanın üstündeki kocaman bir satranç takımında atlar dört nala koşarken, rezidansın centilmen uşağını birden yanımda buldum. Kapıdan içeri girerken benim için zahmet üstüne zahmette bulunan, paltomu, eldivenlerimi, şapkamı çıkarmamda bana özenle yardımcı olan bu genç adam, bu kez bana ne içmek istediğimi soruyordu.

Röportajın fotoğraflarını çekmek için hazır ve nazır, Türkiye’nin en profesyonel foto muhabiri Altan da, kendince en uygun köşeye kurulmuştu tabii o sırada. İkimiz birden bu sevgili uşağa dönüp sütlü nescafe içmek istediğimizi söyledik. Öyle ya, Türk kahvesi vakti çoktan geçmiş, saatler akşam yemeğine doğru koşturuyordu. Nescafelerimizi içerken ve kahvelerin yanında gelen güzelim kurabiyelerden, keklerden yerken, geçse geçse en fazla 5 dakika geçmiştir. Bilemedin 10.

Ama bu kısacak bekletme için bile özür üstüne özür dileyerek başladı Büyükelçi Jeffrey röportaja. Altan, güzelim kareler çekerken, ben kendimi keyifli bir röportajın içinde bulmuştum. Bana arada bir “Böreğinizi yediniz mi bu arada, Hilal Hanım” diye soran Jeffrey’e röportajın bir yerinde “Bunlar, börek değil efendim” demeden duramadım. Durur muyum, hiiiiç... O, “Haaa, haaaa” demeye kalmadan, ben yediklerimizin muzlu cevizli kek ve çikolotalı, vanilyalı kurabiyeler olduğunu ve tatlarını çok beğendimi dile getirdim. Jeffrey, tüm centilmenliğiyle “Börek, diyelim kısaca” demekten geri durmadı bu arada: İşte, budur satranç: Saygı, centilmenlik ve kıvrak zeka. İşte, budur diplomasi, işte budur misafirperverlik.

Daha bir ay öncesinde bursla gittiğim Amerika’da, bizi gerçek Amerikan kültürünü anlayalım diye akşamları Amerikan ailelerinin evlerine yollamışlardı. Benim North Carolina’daki ailem de; haşlanmış mısır, ızgara biftek ve bir de ‘apple pie’dan oluşan bir sofra hazırlamış bana, “Hilalciiiim, afiyet olsun” anonsuyla yemeği başlatmıştı. Apple pie’dan (elmalı kek diyelim) yerken, canım birden güzelim Türk böreklerinden çekmişti. Özellikle de, annemin yufkasını kendi elleriyle açıp da yaptığı peynirli kol böreğinden. Ama Türkiye’ye geldiğimde insanların dilinde bir kuki, waffle, kek, kurabiye lafıdır gidiyordu. Börek yemek nerdeyse bir ‘alt sınıf işi’ne dönüşmüştü. Zamanla, çevremde kendi kültüründen ve geleneğinden uzaklaşıp, nereye özendiğini kendi de bilmeyen birçok insan olduğunu, Türk olduğunu keşfettim. Hatta kimisi, Kurban bayramımıza dil uzatmayı, kurban kesmeyi ‘katliam’ olarak nitelemeyi bile entellektüellik sayıyordu. Dini geleneklere saygısızlık, entellektüellik demekti haaaa. Dini bayramlarla dalga geçmek, kültürümüzün ana unsunlarını oluşturan ögeleri hiçe saymak (nazar boncuğu gibi), geleneksel kıyafetler için ‘kroluk’ nitelemesini yapmak, özel yemeklerimizi ‘banallık’ görmek… Yazık, çok yazık değil miydi kültür mirasımıza. Bakın, elin Amerikalısı bana saygı olsun diye kuki’den, börek diye sözediyordu. Böylelikle yakınlık gösterip, kültürlerimizi kaynaştırıyordu. (Jeffrey’le birlikte, güzel bir börek seansında buluşmak için anlaştık o ayrı…)

Bugün birçok Amerikan ailesinde Şükran Günü (Aile Bayramı) heyecanı var. Ailesinden uzakta olan birçok Amerikalı yollara düştü, aileleriyle kucaklaşmak için. Aileyle bu akşam yenecek Şükran Günü yemeğinde Tanrı’ya sağlık-mutluluk ve birliktelikleri için şükredecekler. Bizde de, yarın başlayacak Kurban Bayramı heyecanı var demek istiyorum. 4 günlük tatilin hesabı bırakılsın da bir, büyüklerin elleri öpülsün, kendiniz kesemezseniz konudan-komşudan gelecek etle kavurma yenilsin. Küçükler kucaklansın, arkadaşlar, dostlarla buluşulsun. Büyükelçi Jeffrey’in deyimiyle “Kurban Bayramı’nız hayırlı olsun.”

5 yorum:

ayse keskalan dedi ki...

Sayende tanımadan sevdim bu büyükelçiyi. Nazik, duyarlı bir adama benziyor. kültürümüzle ilgili yazdıklarına da harfiyen katılıyorum... millet olarak, taaaaa Tanzimat'tan bu yana omuzlarımızda taşıdığımız aşağılık kompleksini ne zaman atacağız, bilemiyorum... Sen kendini sevmezsen, başkaları da seni sevmez. Kendimizi sevelim, kültürümüzü oluşturan unsurlardan da utanç duymayalım....

Oznur dedi ki...

Hilalcim... ne guzel anlatmışsın kulturumuze nasıl sahip çıkamadığımızı... ne guzel dokmuşsun sozcuklere "elin gevuru" denilen insanların kendi kültürlerine nasıl sahip çıktığını ve dahası başka kültürlere nasıl saygı gösterdiklerini... tekrar ve yine kalemine... yüreğine... ellerine sağlık..
Bide......
Ne kadar şanslıyız ki Ankara'da James Jeffrey gibi vizyon sahibi, kibar, mütevazı, saygılı, aynı derece zeki bir Amerikan Büyükelçisi var...

Nurettin Yay dedi ki...

Amerikan Büyükelçisini bize yakından tanıttıgın için teşekkürler, mutlu bayramlar Hilalcim...

Adsız dedi ki...

Amerika'nın dijital diplomasisi hakkında bu ilginç bilgileri bizimle paylaştığın için teşekkür ederiz. Seni sıkılmadan okumak da çok keyifli. Teşekkürler.

İlhan dedi ki...

Farklılıkları anlayıp, kavrarken kendimizden de birşeyler katmamız gerektiğini bize çok güzel bir dille anlattığın için teşekkürler....

Öne Çıkan Yayın

Aradığınız sakinliğin adresini veriyorum : Göynük

Kaçıp, gitme dürtüsünün içimizi günde milyon kez yokladığı, dahası içimizi zonklattığı dönemler bunlar. Hep bir mayhoşluk, hep bir serse...