18 Ekim 2010 Pazartesi

Şili'yi hatırla, Zonguldak'ı UNUTMA...


Herkes biliyor artık; orda bir ŞİLİ var uzakta. Haydi, açalım haritayı bakalım. Buraya Güney Amerika diyorlar aslında. Pasifik Okyanusu’nun kenarında pizza dilimi gibi uzanan 16 milyonluk, İspanyolca konuşan bir ülke. Hem tarih hem coğrafya hocalığı yapan Şili’nin Ankara Büyükelçisi Luis Palma, ülkesinin tarih ve coğrafya kitaplarındaki yerini üstüne basa basa anlatıyor bana. Dünya atlasını birlikte evirip, çeviriyoruz. “Bu nasıl bir gurur” diyeceğim, diyemiyorum. Adam, sapına kadar haklı. Herkes biliyor ki artık; Orda bir ŞİLİ var uzakta. Mutluluğun, yaşamın, kötü kaderi  alt üst eden cesaretin adı.



69 gün mahsur kaldılar. Şili’nin kuzeyindeki Copiago kenti yakınlarındaki bir madende. Tam 33 madenci.  5 Ağustos’ta göçen madenden iki hafta sonra bir mektup ulaşmıştı yeryüzüne: “Yaşıyoruz” İşte bu mesajdan sonra Şili Devlet Başkanı Sebastian Pinera “O madencileri kurtaracağız” talimatı verip, sadece kendi ülkesini değil tüm dünyayı ayağa kaldırdı. Evet, devreye ünlü NASA bile girdi. Sonrasında, tüm dünya 53 santimlik bir kapsülle yeryüzüne çıkarılan madencileri izledi. Hayat devam ediyorrrrr,,,, Hello, yeniden...

Mucize kurtuluş, mucize operasyon... Yerin altında 69 gün mahsur kalan madencilerin gün ışığıyla buluşmasının asla ama asla “mucize” olarak değerlendirilmesini  istemiyor, tarih ve coğrafya bilgisiyle beni kendine hayran bırakan büyükelçi Luis Palma. Peki, nedir bu? Ne oldu da, madenciler yeniden dünyamıza geldi...”Hilalcim, bunun adı kararlılıktır. Cesarettir. Kadere, ‘bak öyle olmaz, bir de şöyle olur’ demektir. Bunun adı mutlu son’dur...”  Ben, o an dalıp gitmişim belki de o atlasın içinde.’Mutlu son’ sözüyle uyanıyorum birden. Büyükelçi Palma, gözümün en içine bakıyor ve büyücü gibi konuşuyor bu kez;  “Mutlu son sadece filmlerde, romanlarda olmaz. Siz Türkler, mutlu son’ların gerçek hayatta da olabileceğine inanın, yeter” ...

Bu adamı döverim ben ama dövemiyorum. Duvarında, kalbimin en güzel odalarından birinde oturan Şili’li şair Pablo Neruda var, “Dövme Hilal, dövme. Bırak, şiir gibi konuşsun” talimatı veriyor sanki bana. Sonra Luis Palma, daha ben ağzımı açmadan Türkiye’nin de maden göçüklerinde yıllardır ne eziyetler çektiğine getiriyor sözü. Evet, şimdi yine o kötü haber . Dinledikçe, duydukça kanıksadığımız bazen de alıştığımızı düşündüğümüz haber: Zonguldak Karadon’da madende mahsur kalan 2 işçiye tam 5 aydır ulaşılamıyor. Peki, bu nedir? Büyükelçi Palma diyor ki: “Ulaşsınlar. O işçileri bulsunlar. Türkiye, bunu isterse yapar..” Off, içim acıdı yine...

Hani Şilili madenciler kurtarılmıştı ya. O ara televizyon ekranlarına bir haber yansımıştı. Çalışma Bakanı Ömer Çelik, “Bizde olsa, 3 günde kurtarırdık” diyordu. Ben, şaka olduğunu düşünmüştüm. Büyükelçi Palma da aynen öyle düşünmüş. Ve, uzun uzun gülmüş bu açıklamaya.... “Komik olma kuzen, komik olma” demiş kendi kendine... Ben de şimdi şöyle yazmalıyım: Komik olmayalım da, hadi gidip şu işçilerimizi bulalım... Bak, oluyormuş işte, oluyormuş...

2 yorum:

Oznur dedi ki...

...”Hilalcim, bunun adı kararlılıktır. Cesarettir. Kadere, ‘bak öyle olmaz, bir de şöyle olur’ demektir. Bunun adı mutlu son’dur...”
Evet Hilal'cim bunun adı KARARLILIKTIR.... Karar vermek ve AZMETMEKTİR....
Hepimiz olaya vakıftık ama bildiğimiz bir olayı bile ne kadar güzel kaleme almışsın... Seni okumak herzaman bir zevk iyi ki sahalara geri dödün...

medikus dedi ki...

HIlos, Oznur Hanim'a, ilk kez de olsa katiliyorum :))

Öne Çıkan Yayın

Aradığınız sakinliğin adresini veriyorum : Göynük

Kaçıp, gitme dürtüsünün içimizi günde milyon kez yokladığı, dahası içimizi zonklattığı dönemler bunlar. Hep bir mayhoşluk, hep bir serse...