10 Aralık 2009 Perşembe

Yok, yok...Global Warming yok...!!!!


Dan Wilson gibi bir çevre uzmanı diplomat bulmuşken, ‘küresel ısınma’ dediğimiz kavramın derinliklerine doğru biraz daha ilerlememiz gerekiyor. Bağlayın kemerlerinizi, gidiyoruz…

1750’de sanayi devriminin başlamasıyla birlikte ilk kez insanların da iklimi etkilemeye başladığı bir döneme girildi. İnsanların çeşitli aktiviteleri sonucunda meydana gelen "sera gazları" olarak nitelenen (karbon dioksit, di azot monoksit, metan, su buharı, kloroflorokarbon) gibi gazların miktarlarının artması sonucunda yeryüzüne yakın atmosfer tabakaları ve katlarında ısınma tespit edildi. Bu ısının etkisi, zengin-fakir demeden her ülkeye yansıdığından, iklimde yaşanan bu değişikliğe ‘küresel ısınma’ adı verildi.

Küresel ısınmaya yol açan sera gazlarının artmasına; temel olarak, fosil yakıtların yakılması (enerji ve çevrim), sanayi ( kimyasal süreçler ve çimento üretimi gibi), ulaştırma, arazi kullanımı değişikliği, katı atık yönetimi ve tarımsal ( anız yakma, çeltik üretimi, hayvancılık ve gübreleme ) etkinliklerden kaynaklanan durumlar neden oluyor. Atmosfere salınan insan kaynaklı sera gazı salımları nedeniyle, küresel karbon dengesi bozuluyor. Bu denge bozulunca, iklim de afallıyor. Bu yüzden atmosfere salınan sera gazı salımlarının sınırlandırılması, iklim değişikliğini engellemenin temel yolu olarak görülüyor. Sonrasında da bunu sağlamak için büyük büyük, akıllı insanlar 1997’de Japonya’da Kyoto Sözleşmesi’ni yürürlüğe koyuyor. Amerika’nın halen taraf olmadığı bu sözleşmeyi, Türkiye de daha bu şubatta hayata geçirdi. Ülkelere, atmosfere yaydıkları sera gazını belli bir seviyede tutma zorunluluğu getiren bu sözleşmeyi istemeyen Amerika’ya burada koca bir ‘yuuuuuh’ çekebilirsiniz ama bakın Sevgili Obama Nobel Barış Ödülü’nü kaptığı gibi daha da süperleşecek ve Kopenhag’da önümüzdeki iki hafta boyunca sürecek ‘İklim Değişikliği Konferansı’ndan çıkacak sonuçlara ülkesinin en üst düzeyde desteğini ilan edecek. Kyoto’nun 2012’de süresi doluyor ya, iklim değişikliğiyle mücadelede öncü ülkelerin başında gelen İngiltere, ülkeleri daha bir hizaya getirecek yeni bir anlaşmanın temellerinin atılmasını istiyor, bu konferans sonucunda.

Bu İngiltere cidden iddialı küresel ısınmayla savaşta. Mesela AB ülkeleri, 2020’ye kadar sera etkisi yapan gazların salımının 1990’a göre yüzde 20 oranında azaltılması konusunda anlaşmış. Aday ülkelere de, (Türkiye gibi) “Sen de buna uyacaksın” talimatı göndermiş. Ama İngiltere’ye bakın. Sera gazlarını 2050 yılına kadar önce yüzde 60 azaltma hedefi koyan İngiltere, bu hedefi yüzde 80’a çıkarmış. Dünyanın en iddialı ülkesinin, en iddialı çevreci uzmanlarından biriyleyiz sevgili arkadaşlar. Dan Wilson diyor ki, bir ada ülkesi olsa da, suların gelecekte yükselme ihtimali olsa da İngiltere’de, küresel ısınma yüzünden önümüzdeki on yılda binlerce insanın ölebileceği hesaplanıyor. Ah, ah yine o isim karşımızda. İngiltere’nin karizması bin beşyüz, enerjisi 10 bin kilowatt olan dışişleri bakanı David Miliband, küresel iklim değişikliğiyle mücadeleyi en önemli dış politika önceliklerinden biri ilan etmiş. İlan etmekle kalmamış, Türkiye gibi ülkelere de yardıma hazır olduğunu söylemiş. Geldi söyledi Ankara’da. Ben tanıklık ettim. Türkiye’nin İngiltere sayesinde kapı gibi bir ‘iklim değişikliğiyle mücadele planı’ var. Adam gibi enerji santralleri, atmosferin karbon dengesini bozmayacak bir sanayi sistemine geçmemiz düş değil. Bu geçişin adı 'düşük karbon ekonomisi' olacak. Biraz çalışmak istiyor, biraz yorulmak o kadar.

İngiltere, Türk işadamlarına da düşük karbon ekonomisine geçiş için her türlü yardımı yapacak. Sanayici; çevre dostu sistemler kurarken, İngiltere’den yardım alabilecek. Bu yöndeki projenin her sanayiciye hizmet etmesi için İngiltere ile Türkiye arasında harıl harıl çalışılıyor. Herşey geleceğimiz için. Para bulacağız, yeter ki karbona son. Öyle ya, gelişmiş ülkelerin mesala 2020’den itibaren 100 milyar doları, düşük karbonlu kalkınma programları geliştirmeye bastırması gerekiyor. Kim ne kadar para bastıracak, yine Kopenhag’daki zirve sonrasında göreceğiz.

Burada güzel güzel ‘küresel ısınmayla mücadele’ yolunda ilerlerken araya girip, kötü haberci olacağım ama kusura bakmayın söyleyip, paylaşmak zorundayım. Türkiye’nin, 1990-2007 arasında sera gazı salım artışı yüzde 119 olarak belirlendi. Bu oran, dünyanın en hızlı artış oranı. Her konuda bir rekor kırmasak olmuyor yani. Türkiye’nin bu rekoru unutup, daha çevreci günlere doğru koşması, yani atmosfere daha düşük karbon salması, çevreci bir ekonomi sistemine geçmesi için 500 milyar dolarlık yatırıma ihtiyacı var. Korkmayın, sakin olun. Arkamızda İngiltere var. Daha daha, Amerika var. Bu konuda bize yardım etmezlerse, kendileri de etkileneceğinden, yardım garanti diyebiliriz. Ama Dan dedi ki, Türk yetkililer çevre için gün geçtikçe daha bilinçli hale geliyor. Ya biz, ya biz…? Sokaktaki insanlar. Onlar da, zamanla adam olacaklar. Kaçış yok. Ya çevre, ya çevre!

Alın size yine çok yakın bir örnek. Tabii ki İngiltere’nin Ankara Büyükelçiliği’nden sözedeceğim. Elçilik bahçesindeki havuzu güneş enerjisi paneliyle ısıtmaya, Türkiye genelindeki yeşillendirme çalışmalarını an be an kontrol eden büyükelçilik yönetimi, elçilik konutunda yağmur suyu biriktirme sistemi kurup, bu yılki su tüketimini yüzde 5 oranında azaltmayı başardı. En ekonomik ışıklandırma sistemi benimsenip bu yılki enerji tüketimi de yüzde 5 oranında azaltılacak.

Haydi, haydi….Hep birlikte karbondan kurtulalım. Kopenhag zirvesi sonrası, iklim değişikliği konusunda 192 ülkenin temsilcisi hayatımızı etkileyecek ne tür kararlara imza attı, mutlaka değerlendireceğiz elbet. Nasılsa Dan Wilson’umuz var. Yaşasın Dan Wilson, Yaşasın çevre. Yok, yok… Global Warming yok !!!

3 yorum:

Adsız dedi ki...

Yasasin Dan Wilson, Yasasin cevre.....Thanks for this lovely entry Ms. Hilal. You're great...Many thanks to Mr. Wilson too....We should all thank to British government at this fight with global warming...America seems amazing too...with Obama...

altan dedi ki...

Çok şey öğrendim çooook. Evet, küresel ısınma var. Ama küresel ısınmaya karşı biz de varız. Hep birlikte yarattığımız felaketi, hep birlikte sonlandırabiliriz. Bizi aydınlattıkları için hem Dan Wilson'a hem de Hilal'e bir kez daha kocaman teşekkürler.

ayse keskalan dedi ki...

"Dünyayı Kurtaran Adam: Dan Wilson"
Let's be the followers of him and David Miliband !!!!

Öne Çıkan Yayın

Aradığınız sakinliğin adresini veriyorum : Göynük

Kaçıp, gitme dürtüsünün içimizi günde milyon kez yokladığı, dahası içimizi zonklattığı dönemler bunlar. Hep bir mayhoşluk, hep bir serse...