17 Aralık 2009 Perşembe

Konya'da bir düğün gecesi....Ya olduğun gibi görün ya göründüğün gibi ol (Pacta sunt servanda)



Bizler; tüm Müslümanlar, Hristiyanlar, inananlar ve inanmayanlar, insanoğlunun dışında bir ‘yaratıcı’ olabileceğine olasılık dahi tanımayanlar Mevlana’nın düğün gecesinde toplandık. Nam-ı diğer  Şeb-i Arus’un 736. sına tanıklık ediyoruz. İnsana sanki tüm dünyayı içine alabilecek kadar büyükmüş hissi veren Sema salonunda, tam sağımda bir Bulgar, tam solumda bir İtalyan oturuyor. Bu salonda Başbakan Tayyip Erdoğan, CHP lideri Deniz Baykal ve kimi zaman sadece ‘baktıkları’ için bakan olduklarını düşündüğüm isimler de var. Milli Eğitim’e bakan Nimet Çubukçu, Tarım’a bakan Mehdi Eker. Ama benim değil, tam solumdaki İtalyan’ın tanımıyla “sosyal, uluslar arası bir kişilik olmayı başarmış, kültürleri kaynaştırmış, enerjik” Türkiye’nin AB Başmüzakerecisi Egemen Bağış da bu salonda oturuyor. “Ne olduysak geldik, kim olduysak geldik”, utanmadan, çekinmeden…



Sahi neydi bu gelmek ? İnsanı, şöyle ciğerinin tam orta yerinden söken bir musikiyle birlikte sahneye çıkan tasavvuf müziğinin ünlü ismi Ahmet Özhan, nasıl da güzel açıklıyordu: Güzeli görmek, güzele gelmek, hoş gelmek, hoşa gelmek, doğruya gelmek, iyilik ve kardeşlik için gelmek, kin ve nefreti unutup, barışa gelmek... "Gel, ne olursan gel. Yine gel, yine gel…! Bir müzik topluluğu bu kadar mı insanı çarpar demek istiyorum bu arada. Ahmet Özhan yönetimindeki İstanbul Tarihi Türk Müziği Topluluğu’nu bir şekilde yakalayıp dinlemelisiniz. Ruhunuzu sakinleştirmek, yaşadığınız her geceyi ayrı bir düğün gecesine çevirmek için arada bir bu topluluğa kulak vermelisiniz…

Daha sözümüz var size. Salonda çıkıp sadece ‘Türk milliyetçiliği’ vurgusu yapan CHP lideri Baykal’a, sesinin onca çatallaşmasına karşın ‘kardeşlik, kardeşlik’ diye çırpınan Başbakan Erdoğan’a, kendini insan haklarının tarlası zanneden Avrupa Birliği ülkelerinin Türkiye’deki temsilcilerine, büyükelçilere. Hepinize sözümüz var. Onca musikiyle çarpılmışken, yoğrulmuşken Mevlana’nın hoşgörüsü ve sevgisiyle Ahmet Özhan söyleyecek size sözü. İşte başladı bile. Mevlana, insana “Şu olmak, bu olmak kolaydır. Ama adam olmak zordur” der. Adam olmak, sözünün eri olmayı gerektirir. Boş konuşmaz adam olan. Laf kalabalığı yapmaz. Ağzından çıkan söz, güven verir. “Ahde vefa” dır bu. Konuştuğu sözlerin arkasında durmak, sözlerini tutmak, adam olmanın temel koşuludur. Size küçük bir hatırlatma yani Mevlana’dan. Size, siz AB ülkelerine. Türkiye’ye verdiğiniz sözleri tutmayacaksanız, AB’ye tam üyelik yerine ‘ayrıcalıklı ortaklıktan’ sözedecekseniz size daha da güvenmeyiz. Sizi daha da adamdan saymayız. Aaaaaaa, gerçekten 1 minute : Pacta sunt servanda. (ya da) Either exist as you are or be as you look. Ya da, “Ya olduğun gibi görün ya göründüğün gibi ol”


Dervişler birer birer göründüğünde salonda, küçüklü büyüklü dervişler. Salonu musiki kapladığında belki de herkes kendi iç sorgulamasını yapmaya başlamıştı. Hem de yeni yıla girmeye günler kala buluşulan bu düğün gecesinde, Mevlana’nın “Ya olduğun gibi görün ya da göründüğün gibi ol” felsefesiyle başbaşa kalınmıştı. Dervişler döne dururken, Mevlana’yla yaratıcıyı buluştururken, herkes için ayrı ama herkesi aynı kapıda buluşturan bir anlamı olduğu ortaya çıkıyordu bu gecenin. Sahi, hadi siz de durun ve soluklanın. Düşünün Mevlana aşkına “Ya olduğun gibi görün ya göründüğün gibi ol” deyin kendi kendinize. Beni Konya’da uykusuz bıraktıysa bu halde Mevlana, sizi de olduğunuz yerlerde düşüncelere sevketmeli. Yok düşünemiyorsanız demek ki siz hiç aşık olmadınız… Hiç kendinizi konuşturmadınız, kendinizi oynamadınız. Ama tavsiyem: vakit varken aşkı kaçırmayın, hele kendinizi, gerçek benliğinizi tanımayı hiç kaçırmayın.

5 yorum:

ayse keskalan dedi ki...

"ahde vefa." budur işte olay... ne güzel yazmışsın arkadaşım.... ellerine, yüreğine sağlık...

Adsız dedi ki...

Hilal Hanım,,,,Şeb-i Arus'u bize de doyasıya yaşattınız. Evet Hazreti Mevlana, evet...Kendisi olmaktan korkan kişi, kendisini saklayan kişi ne iştedir, ne güçte. O bir kayıptır. Gönül gözü kapalı, kendini kandırmaktadır. Kendisi olan insanların hayatımızda çoğalması ve kendimizi daha çok yaşadığımız nice güzel günlere....Come, whoever you are come...Come again.. !

Adsız dedi ki...

Her gün bir yerden göçmek
Ne iyi

Her gün bir yere
Konmak ne güzel
Bulanmadan, donmadan
Akmak ne hoş

Dünle beraber
Gitti cancağızım

Ne kadar söz varsa
Düne ait
Şimdi yeni şeyler
Söylemek lazım

Adsız dedi ki...

Ms. Hilal I've been living in Turkey for 2 years ans heard about your blog page from one of my diplomat friend. Çok teşekkür. Bize Türkiye'yi çok iyi anlatıyorsunuz. Doğru ve objektifsiniz. Kutlarım sizi... Evet, ben de katılıyorum: Either exist as you are or be as you look....

altan dedi ki...

Olduğu gibi görünmeyenleri biz gönülden hissederiz. Niye? Bizim gönül gözümüz açık. Gözü kapalı olup da, başkalarını aptal yerine koyduğunu zannedenlere de yazıklar olsun. Açsınlar arada bir Mevlana okusunlar. Okuyamıyorlarsa Hilal'in yaptığı bu güzel özeti okusunlar. Birşey yapsınlar kardeşim, birşey yapsınlar...

Öne Çıkan Yayın

Aradığınız sakinliğin adresini veriyorum : Göynük

Kaçıp, gitme dürtüsünün içimizi günde milyon kez yokladığı, dahası içimizi zonklattığı dönemler bunlar. Hep bir mayhoşluk, hep bir serse...