20 Ağustos 2009 Perşembe

Sayın müsteşarım, baylar, bayanlar...kaynaşanlar!


Onun diplomasi muhabirlerine veda ederken dolan gözlerini, titreyen cümlelerini, bize olan 'babacan sevgisi'ni yazmalıyım esasen. Yer-gök, olmuş Ertuğrul Apakan, ben de aklım sıra onunla yaşadığımız engin ve derin deneyimleri çeyizime saklamayı düşünüyorum. Saklayamazsın Hilal, saklayamazsın. Yaz da okusun cümle alem: "Türkiye küresel güç, bölgesel güç. Türkiye aslan, kaplan". Valla şaka değil, Türkiye küresel güç olmuşsa bunun arkasında kapı gibi Ertuğrul Apakan var, cengaver diplomasi muhabirleri var. Var ki, sevgili Dışişleri Bakanımız, hocamız, herşeyimiz, Kissenger'ımız (nassııı...böyle yağcıyımdır, üstüme adam tanımam) Ahmet Davutoğlu'nun, müsteşar Apakan için verdiği veda resepsiyonuna Ankara'da gelmeyen kalmadı. Sheraton'daki bu görkemli resepsiyonun onur konukları da Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve diplomasi muhabirleriydi. Gerisi mi? Gerisi yalan-dolan. Tamam, tamam. Kimseyi harcamıyorum. Dışişleri'nin 60'ına merdiven dayamış ama gençlikte sınır tanımayan, 40'larında büyükelçilik koltuğuna oturacak olmanın çocuk sevincini yaşayan diplomatları da ordaydı. Tabii ki, saygıdeğer hanımefendi diplomatik eşler de.

Bir deee, Dr. Sare Davutoğlu. Takdim etmek isterim. Kendisi Davutoğlu bakanımızın kadın-doğum uzmanı eşi oluyor. Eminim bundan sonraki diplomatik programlarda daha çok karşımızda olacak da, "Vayy beee Türkiye, sen nelere kadirsin" inlemeleri çektirecek bize. Sare Hanım'la el sıkışmanın, onunla kaynaşmanın, onunla yakınlaşmanın onuruna erişen yerli-yabancı diplomatik hanımların ne hissettiğini hemen test ettim resepsiyon gecesi. Şıklıkta birbirleriyle yarışır derecesinde güzel bu diplomatik hanımlar, Sare Hanım'dan akan sadelik, zerafet ve dolgunluktan etkilendiler tabii ki. Ben hiç laf eder miyim onun türbanına. Etmem tabii ki. Haşaaaa! Ama diğer kadınlar, şık diplomatik monşereler sade türbanıyla süslediği boydan boya kapalı kıyafetin içindeki Sare Hanım'ı şöyle baştan aşağı süzerken hep aynı değerlendirmeyi yaptılar birbirlerine: "Çok şeker, çok şeker. Biz onu böyle de seviyoruz. Bilemezsin ki neden türbanlı. Böyle de güzel hanım. Böyle de hoş..."

Vay, vay, vaaaay. Zamanında türban konusunda aslan-kaplan kesilen bu diplomatik hanımlar; Hayrünnisa Gül ve Zeynep Babacan'dan sonra Dışişleri'nde türbanlı bir first lady'e alışmanın dayanılmaz hafifliğini yaşıyorlardı. Hayrünnisa Hanım olmuştu baş first lady, Zeynep biblo gibi güzelliğiyle göz kamaştırmaya devam ediyor, Sare Hanım tüm zerafetiyle "Kadınlar, her yerde-herşekilde" mesajı veriyordu. Demek ki, Dışişleri'nde türban sorunu kalmamıştı. Tam böyle derken, birisi çekti kolumdan "Dışişleri koridorlarında türbanlılar da dolaşsa nasıl olur" diye sordu. Her işi bitirdik, bu kaldı. Diyecektim, diyemedim. Nasıl olurr...hoş oluuuur....diye de geçiştirdim. Şimdi oturup, türban meselesini etraflıca değerlendiremeyecektim. Haaaaaaa, bu türbanlı first ladyler benimseniyor demek ki, belki ortalıkta, yani kamuoyu önünde daha çok olsalar tıpkı Kürt sorununda olduğu gibi türban sorununda da bir 'açılım' yapabiliriz, neden olmasınnn hıııımmm...dedim..Valla dedim. Dolaşsınlar daha çok ortalıkta da, tanıyalım onları. Bir kaynaşalım bakalım, neler olacak. Kaynaşanlardan örnek de veriyorum: Kadın-doğum uzmanı yani jinekolog Sare Davutoğlu, Başbakan Tayyip Erdoğan'ın kız kardeşi Vesile İlden'in yakın dostuymuş. Erdoğan'ın kızı Esra Albayrak'ın doğumunu da Sare Hanım yaptırmış. Arkadaşlar, Sare Hanım kürtaj karşıtı görüşleriyle tanınıyormuş sağlık camiasında, haberiniz olsun. Üyesi olduğu Hayat Sağlık ve Sosyal Hizmet Vakfı'nın amaçlarından biri de kürtaja karşı mücadeleymiş. Benden söylemesi !!!

1 yorum:

change? dedi ki...

Hayat Vakfi'na baktim ama siteleri yapim asamasindaymis icerigini ögrenemedim, yazini dikkatle okudum Hilal'cim ve ben kendilerini united states of america'ya falan cok yakistirdim, her turlu sosyal sorununu c... Read moreözmüs sokakta mendil satan 1 göz odada ana baba 10 cocuk yasamanin normal degil ekstrem örnekler oldugu yerlerde kürtaj karsitligini savunanlar olabilir diye dusunuyorum, ben de yasama hakkini savunuyorum kurtajin bir nevi cinayet tarzi oldugunu dusunenlerle de empati yapiyorum, ancak eger dogacak bireyin hayati taciz, aclik ve iskence ekseninde olacaksa o zaman o karar sadece ve sadece anne ve babanindir diyorum, cocuga ve ANNEYE 100% sosyal guvence veremeyen devlet dogurmama hakkini yasaklayamaz; haa eger united kingdom daki gibi kurtaj yapmayin biz dogumunuzu, cocugun butun bakimini ustlenelim, hatta ona aile bulalim diyorlar ve bunu da yapiyorlarsa derneklerini destekliyorum.

Öne Çıkan Yayın

Aradığınız sakinliğin adresini veriyorum : Göynük

Kaçıp, gitme dürtüsünün içimizi günde milyon kez yokladığı, dahası içimizi zonklattığı dönemler bunlar. Hep bir mayhoşluk, hep bir serse...