4 Ocak 2010 Pazartesi

Konnichiwa Türkiye...Arigato, Sermet Atacanlı...


Dünyanın dört bir yanına dağılmış 200’den fazla Türk büyükelçi ve diplomatik misyon şefi Ankara’da toplandı. Anlayacağınız ‘beyin fırtınası’ var. Türkiye’nin en okumuş, yazmış, mürekkepleri yalayıp yutmuş sınıfına giren büyükelçiler, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu Hoca’nın önderliğinde, Türkiye’nin geleceğine yön verecek taktik diplomatik stratejiler belirleyecekler. Öyle böyle değil, Türkiye’yi dünyanın yıldızı parlak ülkeleri arasına sokmak için kimi zaman bilgisayar başında, kimi zaman gurbet sokaklarında, kimi zaman yabancı insanlar arasında ürettikleri fikirleri birbirleriyle paylaşacaklar. Kimisi kalkmış Brezilya’dan gelmiş, kimisi Singapur’dan, kimisi Bağdat’tan. Bu beyin fırtınası hafta boyunca sürecek olduğundan daha fazla ayrıntıya girmeyip, sadece büyükelçilerin toplanması şerefine konuştukça açılan, açıldıkça konuşan Bakan Davutoğlu’nun “Diplomaside söylemimiz evrensel dilde de doğruluk göstermeli” sözünü buraya not ediyorum. Hadi bakalım, hangi babayiğit büyükelçi çıkıp da “Sayın Başbakan’a birisi şu 1 minute’in diplomaside yerinin olmadığını anlatsın. Ya da, Türkiye’yle ilgili eksen tartışmalarına aslında yıllar öncesinden noktayı Atatürk koymuştu, o da ‘muassır Batı medeniyeti’ demişti. Siz daha neyi tartışıyorsunuz. Bu tartışmalara girmeyin. Ya da zaman zaman Türkiye’den yükselen ‘Bu AB’de ne oluyor. Ne karışıyor’ içişlerimize seslerinin tonunu düşürmekte fayda var” diyecek. Hadi bakalım, bir hafta sonrasında göreceğiz. Dışişleri’nde gerçek beyin fırtınası oluyor mu, yoksa bu beyin fırtınaları, sırf fırtına olsun diye mi yapılıyor anlayacağız.

Ama onca büyükelçinin içinden çok özel bir ismi çekip çıkaracağım buraya. O da, Türkiye’nin Japonya Büyükelçisi Sermet Atacanlı. Beyefendiliği ve sessiz-sakin kimliği ile bilinen Sermet Bey, Türkiye ile Japonya’nın yakınlaşması adına Ankara’da bu kez. Öyle ki, Japonya Dışişleri Bakanı Katsuya Okada’nın da katılımıyla “2010: Türkiye’de Japonya Yılı” etkinliklerinin açılışı yapıldı. Ve Sermet Bey, bu etkinliklerin Türkiye adına yaraşır bir şekilde tamamlanması için ‘arııı, vız-vız-vız” misali çalışan minik Japonlarla, sıkı bir işbirliği yürütüyor. Demek ki, Türkiye’nin sözden çok icraata ihtiyacı var. Sermet Bey de, bunun en güzel örneklerinden biri. Yukarıda fotoğrafta Sermet Bey kadar çok Türk-Japon dostluğu için çalışan bir başka ismi, Japonya'nın Türkiye Büyükelçisi Nabuaki Tanaka'yı görüyorsunuz. Sermet Bey'in biraz işi var, o sonra fotoğrafa girecek. Dostluk adına, fotoğraf önceliğinin Tanaka'da olmasına dikkatinizi çekerim...

Yaaa, Evet. !!! Türkiye’de Japonya Yılı. Yıl, 2010 ! Bu yıl hızlı başladı. İzmir, Mersin, Safranbolu, Kaman, Ankara, İstanbul..! Japonya’yla kaynaşmaya hazır mısınız. Japonya’nın ünlü tiyatro oyunculaından Ayumi Takano ile sesi, göbeği ve güzelliği ile göz dolduran, adından “Tam, Turkish delight” diye sözettiren Hadise de, bu yılın yıldızlarından. Konserler ve çeşitli oyunlarla Türk-Japon dostluğu için çalışacaklar. Yıl boyunca sürecek etkinliklere yerinden kıpırdaması için neredeyse dünyanın yıkılması gereken Japon imparatoru da katılırsa hiç şaşırmayın. Çünkü bu Japonlar, kafayı Türklerle yakınlaşmaya takmış durumdalar. Ben 2003’te “Japonya’da Türkiye yılı” onuruna Japonya’ya gittiğimde de, Türkiye diyor da başka bir şey demiyorlardı.

“Türkiye’de Japonya yılı etkinlikleri olacak da, bize ne hayrı dokunacak” diye sorabilirsiniz. Sorun ben de yanıtlayayım. Şu olacak efendim: İstanbul’dan uçağa atlayıp, Tokyo’ya uçmak 16 saate yakın sürüyor. Bi dolu yol. Burasından bakınca çok zor görünüyor, dünya kültürüne adını yaldızlı harflerle yazdırmış Japon mucizesi ile yakından tanışmak. Gelenekle, değişimin, mucizeyle, azmin birleşip de nasıl özel bir kültür yarattığına tanıklık eden, mutlaka o kültürle yakınlığını hep koruyor. Yani Japon kültürüyle yakınlaşmak bir ayrıcalık. Hani arada bir gidip de Karaoke barlarda dağıtıyorsunuz ya bir güzel, ya da gidip fellik fellik en güzel Sushi restoranı arıyorsunuz. “Aaaah geyşalar” diye iç geçiriyorsunuz. “Bu nasıl bir teknolojik manyaklık, bu kadar da olmaz ki canım. Bu Japonlar kafayı yemiş” şaşkınlıkları yaşıyorsunuz. Sonra, “Saygılar efendimmm” deyip, saygı duyduğunuz karşısında Japonca eğiliyorsunuz. Bunlar nasıl ayrıntılar, bu Japonlar nasıl insanlar, işte tüm bu ayrıntıları “2010: Türkiye’de Japonya Yılı” etkinlikleriyle göreceksiniz. Kaman’da Kalehöyük Arkeoloji Müzesi’nin açılışına bekleriz. Etrafınızdaki tiyatro salonlarında gösterime giren Japon oyunlarına biraz vakit ayırın. Her yerde kimono gösterileri olacak, gözünüzü biraz açın. Siz de çok seversiniz bu lafı…. Hadi, Konnichi wa (Merhaba)…..Tamam bir de Ohayo gozaimasu, bir de Arigato var… Ben izninizle, büyükelçi Sermet Atacanlı’ya bu etkinlikler için gösterdiği çabalardan ötürü Arigato diyorum.. Çok Arigato Sermet Bey, Çok teşekkürler…

4 yorum:

ayse keskalan dedi ki...

Sana da çok arigato Hilal'cim, bu güzel yazı için... Bu arada Türk - Japon dostluğu denince akla ilk gelen bir isim vardır ki, rahmetle anmadan geçemeyeceğim: Barış Manço... Japonla O'nu, O da Japonları çok sevmişti...

İsmail dedi ki...

Ben zaten Japonlara bayılıyorum. Aradaki bağlar da güçlense de sık sık gidip gelsek. Ne güzel olur :)

Bu arada, salondan izlenimler için arigato Hilal. Sayende iki çift Japonca öğrendik. Arigato Arigato :)

Orçun Birol dedi ki...

Atatürk hiçbir zaman muasır BATI medeniyeti dememiştir.Muasır medeniyet seviyesi batı ile sınırlanamaz.Ayrıca Japonlar ile Türkler arasındaki bağ kimonodan sushi den çok daha kuvvetlidir.Fakat onlara her zaman sormak istediğim bi soruyu acaba siz sorabildiniz mi? Türkiye başbakanın demesine göre yatırım cenneti ise, neden sadece Toyota haricinde başka hiçbir büyük Japon şirketi Türkiye'ye yatırım yapmıyor? Toyotanın girişi de ancak sabancı ile olabildi.Acaba Türkiye'nin şartları pek öyle bizim zannettiğimiz gibi çok iyi değil mi?Bunlara cevap bulabildiniz mi?

Hilal Köylü dedi ki...

Sevgili Orçun;
Görüşlerini bizimle paylaştığın için teşekkürler.

Atatürk "Muassır Batı" ifadesini kullanmıştır. Nutuk'u yeniden gözden geçirmende fayda var. Ama kastettiği o dönemin koşullarında modernizmin ve insan hakları standartlarının Batı'da daha yoğun gelişmesi ve pekişmesidir. Tabii ki, medeniyet Batı'yla sınırlı olamaz. Atatürk, burada kastettiğini "Kendimize hep modernizmi örnek alalım. Türkiye Cumhuriyeti modern bir demokrasidir" ifadesiyle Nutuk'ta açıkça anlatır.

Japonlar, Türkiye'de yatırım yapmak için "2010: Türkiye'de Japonya Yılı" etkinliklerini bile değerlendirmeye takmış durumdalar. Japonya Dışişleri Bakanı Katsuya Okada, daha çok Japon yatırımcının Türkiye'de iş yapabilmesi için iki ülke arasında 'ikili istişare' mekanizması kurulduğunu da kendisi Ankara'da ilan etti. Hatta öyle ki, Türkiye'de yatırım yapacak ya da Japonya'da yatırımda bulunacak işadamları için ayrı ayrı özel broşürler bastırmışlar. Bunlardan bir tanesini gördüm, çok ilginç. İşadamlarına rehber niteliğinde. Rehberi görmek istersen, bilgim olsun.

Değerli görüşlerin, soruların ve yorumun için çok teşekkürler yeniden.

Öne Çıkan Yayın

Aradığınız sakinliğin adresini veriyorum : Göynük

Kaçıp, gitme dürtüsünün içimizi günde milyon kez yokladığı, dahası içimizi zonklattığı dönemler bunlar. Hep bir mayhoşluk, hep bir serse...