5 Ocak 2010 Salı

Burak Özügergin is on-line. Let's chat.. !! Dışişleri Sözcüsü'yle sanal sohbet..


Bugünkü ‘kısa’ ama ‘tarihi’ notumun içinde Dışişleri Bakanlığı’nın yetiştirdiği Milenyum diplomatlarının arasında karnesi en çok ‘pekiyi’ ile dolu olan Burak Özügergin’e üstüste iltifatlar yağdırabilirim. Bunu isteyen istediği kadar ‘yalakalık’ olarak algılayabilir, isteyen de madalyonun gerçek yüzüne bakmayı tercih eder. Nasılsa şeffaflık ve demokrasinin memleketimize daha çok hakim olmasını topyekün istediğimiz bir dönemden geçiyoruz. Geçenler geçiyor, geçemeyenler arkada bakışıp kalıyor. Geçemeyenler oturup da, başkalarına laf çakacağına, toplum adına bir toplu iğne ucu kadar olsun hayrı dokunmuş mu onu düşünsün. Düşünmüyorsa da, üzülürüz o kadar. Bizim işimiz, gücümüz, umutlarımız, ideallerimiz var. Çağı yakalama telaşında, doğru ve gerçek bilgiyi en hızlı şekilde kavrayıp, uygulamaya koyup bir de paylaşma peşindeyiz.

İşte g-mail hesabım soruyor: “Dışişleri Bakanlığı Enformasyon Dairesi sizinle sohbet etmek istiyor. İzin verilsin mi?” Evet, evet, evet… 100 kere, bin kere evet. Dışişleri Bakanlığı Sözcülük görevini üstlendiğinde “Ben aslında hiç konuşkan değilimdir. Nasıl sözcü olacağım, ilginç” diyerek mütevaziliğini bir çırpıda serileyen, en sevgili yabancı diplomat arkadaşlarımın tanımlamasıyla “Yakışıklı, beyefendi ve çok akıllı” Türk diplomatı Burak Özügergin, ‘on-line’ efendim. Bugün açtı en teknolojik bilgisayarını, gazetecileri sanal bir ortamda biraraya getirdi ve dünyanın 4 bir yanına dağılmış ama ciddi bir ‘beyin fırtınası’ için Ankara’da toplanmış 200’den fazla büyükelçinin neler tartıştığını tek tek anlattı. Arada bir teknolojik sorun yaşandığında “Burak Bey, orda mısınız” diye kendisini on-line olarak dürten gazetecilere “Buradayım ama 1 saniye” deme cesaretini de gösterdi. Burak Özügergin; Türk Dışişleri’ne, Türk gazetecilerine günahıyla-sevabıyla tarihi bir gün yaşattı. İlk kez, evet ilk kez sanal ortamda gazetecilerle hem de ‘on the record’ (yazılmak kaydıyla) sohbet etti. Kötü haberler kadar iyi haberler de çabuk yayılıyor ki, beni taaa Amerika’dan arayan Amerikalı bir diplomat arkadaşım, “Hilalciiiim… Bravo Türklere, bravo Özügergin’e” dedi.

Öyle ya “Milletin uzaya uydu göndermesi” misali, Amerikan Dışişleri Bakanlığı İran’dan, Hindistan’a, Çin’den Afrika’ya kadar dünyanın dört bir yanına binlerce diplomat saldığı kadar, internet üzerinden kendi dış politikasını dünyaya anlatmaya başlayalı aylar yıllar olmuştu. İnternette bugün kullanıcı sayısı 300 milyonu bulan en popüler paylaşım sitesi olan facebook üzerinde 130 resmi sayfa açmış, “Hadi bizi eleştirin, alkışlayın, dövün, bağırın, çağırın” mesajı vererek, tüm dünyanın neleri konuşup, neleri tartıştığını en yakından izler olmuştu. Benim bir blog sayfam olduğunu duyup da, “Ah Hilal Hanım, gelin siz şöyle bir bakalım. Konuşacaklarımız var sizinle” diye bana özel davetiye gönderen Amerika’nın Ankara Büyükelçisi James Jeffrey, “Teknolojiye ayak uyduramayan sınıfta kalır” demiş, tüm dünyadaki Amerikan diplomatlarının internet üzerinden eğitim aldığını, iş bağlantılarını kuvvetlendirdiğini, çevreden-eğitime, kültürden-sağlığa, enerjiden-endüstriye kadar uzanan geniş bir yelpazede kendilerini nasıl uzmanlaştırdıklarını tek tek anlatmıştı.

İşte bunun adı ‘kamu diplomasi’siydi ve Türk Dışişleri Bakanlığı’nın da böylesi bir açılıma ihtiyacı vardı. Bu diplomasinin teknolojik olarak işlemesi için aylarca bakanlıkta teknik çalışma yapıldı. Ankara’ya Tel-Aviv’den müsteşar yardımcısı olarak ışınlanan Namık Tan, bu çalışmaların patronu, sorumlusu ilan edildi. Ama o da ne? Bir de baktık ki Namık Bey, Washington Büyükelçiliği koltuğunu ‘tembelliği’ yüzünden kaybettiği dedikodularının malzemesi olan Nabi Şensoy beyefendinin koltuğuna ışınlandı. Ah Azizim, Ah Namık Bey hani siz şu ‘lobicilik’ten, şu ‘network diplomasisi’nden çok anlardınız da, ‘kamu diplomasisi’nin yeni patronu olmuştunuz. Ne vardı sanki canım, “Yok ben Washington’ı istemiyorum. Bu kamu diplomasisini adamakıllı hayata geçireceğim” deseydiniz. “Hilal, komik olma. Washington çok parlak bir koltuk. Hangi diplomat reddeder” dediğinizi duyar gibiyim. Hatta, duyduk...Şimdi duyduk...!!!

Sonra ben yine öğrendim ki, bu ‘kamu diplomasisi’nin Türk Dışişleri için ne kadar gerekli olduğu üzerinde durup, uykuları kaçan gerçek kişi Müsteşar Feridun Sinirlioğlu’ydu. Namık Bey Washington’a gidiyordu ama onun içi rahattı. Namık Tan’ın yerini Dışişleri sınıfının ay yıldızlı, pekiyi’li, hatta takdirlik öğrencisi gencecik Selim Yenel dolduracaktı. Uygulamada da, bana “Ne kadar eksantrik bir tipsin” derken bile çok samimi olduğuna inandığım Burak Özügergin devreye girecekti. İşte devrede…İşte o, on-line. Tam 1 saat boyunca, Ankara’da toplanan büyükelçilerin neler tartıştıklarını “Valla çok hararetli tartışmalar yapıyorlar” gibi samimi cümlelerle paylaşan, sanal ortamda bile ayrıntı vermekten kaçınmayıp “Demokratik açılıma tüm dünyadan destek arayışı” var gibi açıkça konuşan Burak Özügergin’di. Burak Özügergin’le ‘kamu diplomasisi’ne doğru adım atan, ‘dijital diplomasi’yi başlatan Türk Dışişleri Bakanlığı, bu kez gerçekten yol almıştı… Haydi bakalım, 2. sanal sohbette buluşmak üzere…

5 yorum:

Adsız dedi ki...

Yes Hilalcim, yes... Burak is a nice Turkish diplomat. Nicest! He can do it...He's the Milenium...I loved this....Keeping writing...
Turkish Foreign Ministy, Bravo...

Adsız dedi ki...

Hilalciğim,
Övgülerinde biraz dikkatli olsan diyorum.
Yanlış anlayan çıkabilir.

ayse keskalan dedi ki...

Bravo Türk Dışişlerine...

Hilal Köylü dedi ki...

Bana "yanlış anlayan çıkabilir" uyarısı yapan sevgili okurum; yanlış anlaşılma devrini çoktan kapattık. Artık yepyeni bir çağdayız. Ben bir gazeteci olarak duyduklarımı, gördüklerimi ve gözlemlerimi açıkça yazmaktan çekinmiyorum örneğin. Burada fis-kos gazeteciliği de yapmıyoruz. Kendisiyle ilgili 'iyi-kötü' gözlemlerimi yazdığım insanlar bile bu satırlarda samimiyetin hakim olduğundan eminler. Siz de emin olun. Ayrıca, benim için hiç endişelenmeyin. Yanlış anlaşılma olursa da 'icabına bakarız' ayrıca. Okuyup, görüşlerinizi bizimle paylaştığınız için teşekkürler. Ah bir de güzel isminizi bizimle paylaşsaydınız da, 'açık toplum'un güzel bir örneğini oluştursaydık bu ortamda. Neyse, bir dahaki sefere.

İsmail dedi ki...

Burası blog, içinden gelenleri olduğu gibi aktarmaktır aslolan. Ayrıca kim neden yanlış anlasın ki? Hilal toy bir gazeteci değil. Yılların deneyimiyle, doğrularından sapmadan, vicdanını köreltmeden dosdoğru gazetecilik yapıyor. Bundan kimseye zarar gelmez. Sonuna kadar samimiyet ve cesaret. Ancak böyle kazanırız...

Öne Çıkan Yayın

Aradığınız sakinliğin adresini veriyorum : Göynük

Kaçıp, gitme dürtüsünün içimizi günde milyon kez yokladığı, dahası içimizi zonklattığı dönemler bunlar. Hep bir mayhoşluk, hep bir serse...