29 Ağustos 2011 Pazartesi

Suriye'de neler oluyor... ? Hama'ya gittim.... (1)

Şimdi heyecan dorukta... Birazdan o meşhur Hama’ya gireceğiz. Kameralar, fotoğraf makineleri elde. Benim zavallı küçücük, minnacık ama çok akıllı kameram var elimde. Fotoğraf makinesini unuttum ey dostlar... Fotoğrafa hiç zamanım yok. Niçin, nasıl ? Babalar gibi televizyonculuğa soyunmuşuz bir kere,,, gerisi yalan, gerisi dolan... Gerisi; sadece gerisi....


Varsa, yoksa görüntü... Çektin, çektin... Çekemedin, mutsuzsun... Çektin, gönderdin... Gönderemedin, mutsuzluktan ölürsün. Ya ben,,, ? Ya benim gibi ‘herşey tastamam olsun’ diye ömrünü çarçur eden ben ? N’olurum ? Bu bölümü sonra anlatacağım. Mutsuzluğun en ücra köşelerinde, en mutsuz hayvanlar gibi nasıl süründüğümü sonra yazacağım....

Evet, kameralar fıstık gibi çalışıyor... Otobüsün en önünde cama yapıştım. Yanımda dev bir Rus kameraman var. Muhabiriyle hoş beş halinde. Kardeşim, bu Ruslar'ın nasıl muhabir-kameraman ikilisi halinde gelmesine izin vermişler de, ben tek başına gelmişim Suriye’ye ? Nerde benim kameramanım ? Yok, yok, yok...

Neler olmuş Suriye’de, neler oluyor, daha neler olacak. Benim gibi cin gazeteciler, televizyoncular görüp, yazacak... Sadece 2 günümüz var Suriye’de... Şam’dan 3 saatlik otobüs yolculuğuyla işte geldik Hama’ya... Esad ordusunun en çok insan öldürdüğü kente... Öyle mi ? Günlerce öyle yazdı gazeteler, öyle söyledi televizyonlar... Bir de sen bak Hilal, bir de sen...

Kafam sağa sola dönüyor Hama yolunda. Otobüs camından gördüklerim beni hayatın saçma sapanlığıyla bir kez daha başbaşa bırakıyor. Bir yanda seyahat halindeki araçlar, bir yanda kamyonete doluşmuş askerler. Amaçsızca gülüşen tipler. Sağda, solda askerler var işte. Neyin nesi, kimin fesi belli değil. Öööööf, kameram çalışıyor mu acaba... Yakaladım, evet talebayı da yakaladım. Yani, onca hengamenin içinde hiç durmadan konuşan iç sesim. Sessiz ve de sakin, öylesine ama tedirgin girdik Hama’ya. Otobüsler dolusu gazeteci Hama’ya dalıyor. Hama’da neler oluyor? Yaşam ölmüş mü burda, yoksa akıp gidiyor mu her zamanki saçmalığıyla ? İşte, sokakta insanlar var. Kadınlar var, çocuklar var. Bisiklet pedalı çeviren telaşlı insanlar bile var. Haydi bakalım Hama’nın ortasında, meydandasın Hilal. Söyle bakalım, neler oluyor orda ?

Şimdi buraya bir-iki Hama’ya giriş fotoğrafı koyup, öteki blog yazıma geçeceğim. Halen beni okumak istiyor musunuz.....

1 yorum:

Öne Çıkan Yayın

Aradığınız sakinliğin adresini veriyorum : Göynük

Kaçıp, gitme dürtüsünün içimizi günde milyon kez yokladığı, dahası içimizi zonklattığı dönemler bunlar. Hep bir mayhoşluk, hep bir serse...