4 Mart 2012 Pazar

KAR, Hüsran ve INSTAGRAM...


Kar, deli yağdı. Günlerce yağdı. Herkesi bir kenera itti. Şehrin hakimi oldu. Kafasına eseni yaptı. Dalga geçti, alay etti. Sevindirdi, kızdırdı. İstediğini yaptı. Bu kış, çok kar yağdı. Bütün güzelliğiyle, bütün hüznüyle, bütün gücüyle yağdı. 

(Blogu bıraksam, şiir mi yazsam şimdi acaba? Ya da Simonov okusam, delice okusam: Bekle beni geleceğim – bütün gücünle bekle- kimseler beklemezken bekle – karlar tozarken bekle – yalnız sen olsan da bekleyen beni- bekle beni geleceğim)


Benim sevgili okurlarım bilirler. Böyle konudan konuya geçiyormuş gibi görünsem de, aslında bu bir çeşit konsantrasyon tekniğidir. Kar; şehrimizi, ruhumuzu, sinirlerimizi, kalbimizi alıp götürürken, daha neler neler getirmiştir. Gittiğimiz yerler neresidir, uyuduğumuz uyku kimindir, hangi zamana uyanmışızdır, hangi yaralarımız iyileşmiş, hangileri derinleşmiştir. Kar, bana ne yapmıştır? Kar, bize ne yapmıştır?

 Prag Mezarlığı’nın son yaprağını kapattığım anda, kendimi karla kaplı bir mezarlıkta, gözyaşlarıyla bulmam bir tesadüf müdür? Kontrol edemediğim gözyaşlarım, kontrolsüz gülüşlerim kadar hüzünlü müdür? Kışın ortasındayız ama her yerden ‘sarı lale’ fışkırması neyin nesidir? Ben yanlış mı düşünüyorum;  sadece mevsimlerde değil, ruh iklimlerimizde demi  gel-git’ler olmaktadır? Sorular, sorular, sorular.... (Halen sorulara bayılıyorum,,,, bilmiyorum nereye kadar? Haydi sen de sor. Hep sor.)

 
Bu kadar işin gücün arasında seyre dal, kara bat, içine kapan. Eve de kapanabilirsin. Hüsran olsun cümlelerin sonu. Islansın gözlerin. Ama bana bir kahve yap. Sade olsun... (Benim sevgili okurlarım, burda saçmalamaktan çok, yoğun hüzün baskısı altında kendime bir çıkış yolu aradığımın farkındasınız, değil mi... ) Bir yol buldum sanki şimdi: Uykulu gözlerle döndüm rüyamdan, sana sarı laleler aldım çiçek pazarından... (Şarkılar iyi geliyor hep, biraz daha acıyor yaralar ama olsun,,,oluyor işte...)

Mevzu derinleşti. Kar da hep derin oldu ama. Eeeee, sonuç ? :  Instagram’ımdaki ‘yalnız’ fotoğraflar... Yukarda yazdıklarımı silsem de acaba şimdi sadece “ İnstagram’ı seviyorum “ mu desem... Evet, seviyorum...


5 yorum:

Celal Camur dedi ki...

Kar ve huzun... Aslinda bu yaziyla ilgili cok hosuma giden bir baska yorum yazmistim. Ama bi turden yazilar ancak bir kere yzilabiliyor. Neyse dilin dondugu parmaklarin bastigi kadar karalamak isterim yine. Zannimca zitliklara bir ornektir kar ve huzun. Zannimca huzunden uzakliktir kar. Zannimca ozel olmanin guzel olmanin semboludur kar. Neden mi? Dogusundan dususune kadar farklidir kar tanesi. Bilir misin her birini bir melek indirir yer yuzune. Safligi guzelligi bundandir yani... Bilir misin her biri birbirinden farklidir. Aynisini bulmak mumkun degildir. Ve bilir misin ki yere dusene kadar hic biri birine dokunmaz. Ya yere dustukten sonra... İste belki huzun o zaman baslar kar tanesi icin. Zaten o andan itibaren tane degildir ki o! Onu o yapan butun hersey gitmistir. Belki artik yalniz degildir ama o artik o da degildir. Huzun budur iste. Sen iken yalnizlik mi, sen yokken birliktelik mi? Hangisi iyidir bilemedim... Sevgiler

Hilal Köylü dedi ki...

Sevgili okurum Celal;
İlk yorumunuz yayımlanamamış. Çünkü ne yazık ki, sistem ikinci kez sizi doğrulamak istemiş. Yine de yorum yazmak için gösterdiğiniz çabaya teşekkürler...

Hüznün, yalnızlıktan başka bir yanı olduğunu gösterdi bana kar bu sene. Paylaşabildim hüznü. Kar çığlığı atarken, sanki beni anlayana sarıldım. Anlaşılmak istedim. Paylaştıkça da o beyaz, toz-duman, o zarif örtü hüznün en yalın halini gösterdi.. Hüzün bu kez güzellikti, gizemdi ama bir de paylaşmaktı... Kar yağsın,, canı istediğinde yağsın..

Tuna Tayanç dedi ki...

Beyazı çok güzel anlatmışsın Hilal'cim. Hislerime tercüman oldun, kalemine sağlık :)

Cem Özdel dedi ki...

love+music+photography=life... çok beğendim yazını, uçar kaçar geldi bana :)

Hilal Köylü dedi ki...

Sevgili CEM;

Bir gün ben de senin kadar güzel fotoğraflar çekmeyi çok isterdim... Güzel yorumun için çok teşekkür ederim...
çok güzel hayat formülüne ben de ( + books ) diyorum, ne dersin...

Öne Çıkan Yayın

Aradığınız sakinliğin adresini veriyorum : Göynük

Kaçıp, gitme dürtüsünün içimizi günde milyon kez yokladığı, dahası içimizi zonklattığı dönemler bunlar. Hep bir mayhoşluk, hep bir serse...