13 Mart 2015 Cuma

Piri Reis, Zerrin Dağcı ve ben


Akdeniz’in ünlü korsanı Kemal Reis dermiş ki; “Gelibolu çocukları su içinde tıpkı bir timsah gibi yetişirler. Tekneler onların beşiği, denizlerin çırpıntısı ninnileridir.” Tarihler 1450-1500’leri gösteriyormuş. Amcan sürekli Akdeniz’de seferlere çıkıyor ve sen de bu seferlere katılıyorsun. Doğuştan şanslı dediğimiz cinsten. Piri Reis, bu seferlere katılmış ve bugün dünyanın en ünlü denizcilik kılavuzu sayılan Kitab-ı Bahriye’yi yazmış. Osmanlı’yı Osmanlı yapacak engin deniz bilgisini de bu seferlerde elde etmiş olacak ki, Piri Reis Akdeniz’deki savaşçı Türk denizcilerini Osmanlı donanmasına katmayı başarmış. Amcası ölünce çekilmiş bir köşeye denizcilik ve haritacılık üzerine yormuş kafayı. İlk çizdiği harita da, sonraki haritaları da padişahların aklını başından almış. Muhteşem haritalarıyla denizlerin ustası olmuş. Seferden sefere koşmuş ama gel gör ki, idam edilmiş. Şuursuz bir valinin şuursuz girişimiyle donanmayı zor durumda bırakmakla suçlanmış. Piri Reis’in haritaları halen denizcilerin en büyük kılavuzu. Denizlerde esip, geçmiş, gitmiş değil yani denizlere adını yazmış.


Aslında daha ayrıntılı okuyup, anlamakta fayda var. Piri Reis, ciddi bir reis: İşine baş koymuş, modern denizciliğin temellerini atmayı başarmış bir isim. Haritası göz kamaştırıcı. Çok yerde görmüştüm ama bu kez bir fuların üstüne resmedilmiş şekilde geçti elime. Sonrasında da bir yazar arkadaşım öğle yemeğine davet ettiğinde “Piri Reis Restaurant’ına gidelim” deyiverdi birden. Bir anda Piri Reis’in bana bir işaret vermeye çalıştığını düşündüm. Ankara Üniversitesi Rektörlüğü’nün içindeki bu lokantaya Piri Reis Meydanı adı verilen bölümden geçilerek ulaşılıyor. Ankara’da denizleri çağrıştıran bir yeşillik ortasından lokantaya atlayıveriyor insan. Heyecanım belki de Zerrin Dağcı’nın derin denizlerine ulaşıyor olmaktandı, belki de Piri Reis’in beni denizlere çağıran coşkusundandı, belki de aşktandı. Zerrin Dağcı yazar ya, çok iyi yazar ya, çok güzel bir yazar ya, bir anda bir çarpışma olduğunu hissettim aramızda. “Uzun denizlerde yorulmaz gözlerimiz artık” dedim. Ankara’da güzel bir Mart yağmuruna şemsiye açtığımızda uzun denizlere açılmış kadar olmuştuk. Deniz dalgalanmaya, satırlar uçmaya başlamıştı hayallerimizde.


Ben de uzun bir aradan sonra yeniden yazıyorsam, Piri Reis’e selam olsun. Haydi açılalım; denizler kadar büyük olsun hayallerimiz. Hayallerinizi büyütmek için Piri Reis’in hikayesi kadar Zerrin Dağcı arkadaşımın kitaplarını da şiddetle tavsiye ederim. 



Öne Çıkan Yayın

Aradığınız sakinliğin adresini veriyorum : Göynük

Kaçıp, gitme dürtüsünün içimizi günde milyon kez yokladığı, dahası içimizi zonklattığı dönemler bunlar. Hep bir mayhoşluk, hep bir serse...